Tuhfetü’t-Türk


Necmeddîn et-Tarsûsî (ö.758/1357), Tuhfetü’t-Türk: Tarsûsî’nin Siyâsetnâmesi, Haz: Muhammed Usame Onuş, Ed: Özgür Kavak, Hızır Murat Köse, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul 2018.

Yaptığı neşirlerle adeta gözbebeğimiz haline gelen ilmî kurumlarımızdan Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İslâm Siyaset Düşüncesi Projesi adı altında bir süredir siyasetname türündeki klasik eserlerimizi yayımlamaya başladı. Muhammed Usame Onuş’un tahkik ve tercüme ettiği Necmeddîn et-Tarsûsî’nin Tuhfetü’t-Türk adlı eseri de bunlardan birisi. Hem Onuş’u hem de kitabın editörlüğünü üstlenen Özgür Kavak ve Hızır Murat Köse’yi bu kıymetli eseri okuyuculara kazandırdıkları için takdirle anmak gerekir.

Tarsûsî, 720/1320 yılında bugün Şam ismiyle andığımız Dımeşk’te dünyaya gelmiştir. 37 yıl gibi oldukça kısa sayılabilecek hayatında 14 yaşında ilk dersini vermiş, 16 yaşında resmen müderris olmuş, 26 yaşında ise Dımeşk Hanefî kâdi’l-kudât’lığına atanmıştır. 758/1357 yılında yine Dımeşk’te vefat ettiğinde ardında, cenaze namazını bölgenin valisine kıldırtacak kadar önemli bir itibar ve birçok ilmî eser bırakmıştır. Dönemin Dımeşk Şâfiî kâdi’l-kudât’ı Takıyyüddîn es-Sübkî dâhil birçok ilim adamının takdirini de kazanan Tarsûsî genç yaşında önemli ilmî başarılar elde edebilmenin örneğini teşkil etmektedir.

Tuhfetü’t-Türk adlı el-ahkâmu’s-sultâniyye türü eseri, kendileri Türk-Hanefî ama yönettikleri bölge halkının çoğunluğu Arap-Şâfiî olan Memlük yöneticilerine idare işlerinde neden Hanefî mezhebinin hükümlerine tabi olmaları gerektiğini göstermek için yazılmıştır. Dönemin yargı protokolünde ilk sırada yer alan ve bu yönüyle bir nevi devletin resmi mezhebi konumunda olan Şâfiîliğin, idare hukuku bağlamında eleştirisi olarak okunabilecek bir metindir Tuhfetü’t-Türk. Bu yönüyle Hanefî-Şâfiî reddiye kültürünün de bir parçası olarak rahatlıkla görülebilir.

Tarsûsî’nin, devlet işlerinde Hanefi mezhebini tercih etmenin dayanakları sadedinde öne çıkardığı birkaç hususu burada dile getirmek isterim. Bunlardan ilki ve belki de en dikkat çekicisi hilafetin kureyşliliğine karşı çıkmasıdır. Hanefîlerin, hilafet ehliyetinde kureyşlilik şartını aramadığını dile getirdikten sonra Şâfiî mezhebinin klasik fıkıh eserlerinden kureyşlilik şartının arandığına dair görüşleri aktaran Tarsûsî, Memlük idarecilerine seslenircesine sözlerini şöyle tamamlar: “Şu halde Şâfiîlere göre Türklerin hükümdarlığı sahih olmadığı gibi Türklerden kazâ görevi kabul etmek de sahih değildir. … Bu sebeple mezhebimizin Türkler için İmam Şâfiî’nin mezhebinden daha uygun ve daha yararlı olduğunu söyledik.” (s.38) Tarsûsî daha da ileri giderek Türk idarecilerin, Şâfiîlere bu yaklaşımlarından ötürü velayet ve kazâ görevlerini de vermemesi gerektiğini söyler. Tarsûsî’nin bu ifadelerinden ötürü, Şâfiî çevrelerce tepki görmüş olması oldukça muhtemeldir. Ancak en azından hayatı hakkında bilgi veren kaynaklarda böyle bir durumdan bahsedilmemektedir.

Tarsûsî’nin Şâfiîleri eleştirdiği dikkat çekici bir diğer husus zekat gelirlerinin Şâfiî kadılarca suistimal edilebilmesidir. Hanefilerin, “200 dirheme sahip olan kişinin zekat alması caiz değildir” görüşünü zikrettikten sonra Şâfiîlerin, “100 bin dirheme sahip olan kişi hayatı boyunca bundan daha fazlasına ihtiyaç duyarsa zekat alabilir” yaklaşımını aktarır ve şöyle der: “Bu durumda Şâfiî kadı, kendi mezhebini tevil eder ve Müslümanların sadakaları ile insanların zekatını kendisine, çocuklarına ve takipçilerine alır” (s.58). Kitabının diğer birçok bölümünde de devlet memurlarının, gerek toplanan vergilerden gerekse kendilerine verilen hediyelerden kazanç sağlamaları hususunu şiddetle eleştirerek dile getirir.

Tarsûsî’ye göre Hanefilerin tercih sebebi olmasını sağlayan hususlardan bir diğeri de cihad siyasetidir. Hükümdara başkaldıran isyancılarla savaşmak konusunda “isyancılar saldırıyı başlatmadıkça sultanın savaşı başlatmaması” yönünde fetva veren Şâfiîleri eleştirmekte ve şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Bu durumda sultanın maslahatı ortadan kalkar ve düzeni bozulur. Belki de bu sebeple isyancılar galip gelerek sultanı öldürür ve mülkü elinden gider. Fakat kadı Hanefi olursa ona ve askerlere “onlar savaşa başlamamış olsa bile sultanın başlayabileceğine” dair fetva verir” (s.76). İç karışıklıkların ve isyanların oldukça fazla olduğu böylesi bir dönemde Tarsûsî’nin hükümdarları etkilemek için iyi bir yol bulduğu söylenebilir. Buraya aktardığım meselelere benzer şekilde kitap onlarca meseleyi dile getirmekte ve bunların tamamında Hanefi mezhebini tercih etmenin faydalarına temas etmektedir.

Kitabın, ana ekseni olarak ifade ettiğimiz Hanefi-Şâfiî geriliminin dışında oldukça ilginç bilgileri ihtiva etmesi de tarihî kıymetini artırmaktadır. Hüsâmeddîn er-Râzî, Karâfî ve İbn Cemâa gibi önde gelen hukukçuları eleştiren, rüşvet alan çocukları ve akrabaları nedeniyle görevlerinden azledilen kadılardan bahseden, hisbe görevinin fesada uğradığını ve yaşadığı dönemde adil hükümdarın olmadığını belirten Tarsûsî kendi döneminin güncel durumuna da ışık tutmuş olmaktadır.

Bütün bu yönleriyle Tarsûsî’nin siyasetnamesi, kesinlikle okunmaya ve tartışılmaya değer bir kitap olarak Türkçemize kazandırılmış oluyor. Emeği geçenlerden Allah razı olsun…

Reklamlar

One comment

  • Tuhfetu’t-Türk’te öne çıkartacağım ilk husus liyakate yapılan vurgu olurdu. Örneğin ikta isteyen birinin sultanın huzurunda bu işi yapabileceğine dair maharetlerini sergilemesinin zorunlu tutulması bu açıdan önemli görünüyor. İkta isteyenin, bir atı nallayabilmesinden yay germe şekline, kendi zırhını giyebilmesinden ok sadağını neresinde taşıyacağını bilmesine kadar bu işin inceliklerine vakıf olup olmadığı; görevi almasında etkili oluyordu. (s.51-52) Kısaca göreve talib olanın bu işin hakkını vermesine dikkat ediliyordu.
    Tarsusi’nin dönemin sultanına -genç yaşında olmasına ve ‘bu diyarda herkesin nasihat etmesine izin verilmez’ demesine rağmen- liyakat tavsiyesi yapabilmesi ayrıca dikkate değer.

    Diğer vurgulayacağım husus ise Memlüklerin tarihimizdeki yerine daha fazla önem vermemiz gerektiğidir. Bu açıdan daha önce yinedergi’de yayınlanan dönemin hadis çalışmalarını anlatan Memlüklerin Son Asrında Hadis Kahire 1392-1517 isimli eseri tekrar hatırlamakta fayda var.

    https://yinedergi.com/2017/02/23/memluklerin-son-asrinda-hadis-kahire-1392-1517/amp/

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s