Tahammül-i Şahadet: Sezai Karakoç


Yazar: Mustafa Özbilge

MÜBAREZE

Hakikatli bir gün batıyor

Musallada kıyama durmuş bir şair

Bir duysan

Sesi dâvûdî öylesi gür

Çarpıyor çarpıyor kameradan surlara

Gümbür gümbür

Bir duysan

Yer gök ses veriyor

Şair: Muhammed Yaşar

Güzele kara çalan ve onu asli konumundan düşüren bir dünyaya, kendi bilgeliğiyle cevap vermeyi varlığının merkezine yerleştirmiş bir ömre şahit oldu insanlar. İnsanlar derken doğru şahitliğin ancak birtakım insanlara nasip olabileceğini unutmamak gerekiyor. Çünkü görüşümüze göre şahitliğimiz de değişebilmektedir. Doğru şahitlik ve yalancı şahitlik gibi bir de şahitlikten kaçınmak söz konusudur. Bu sebepten şahitlik, hiç de whatsapp durumlarında paylaşılan birkaç fotoğraf kadar parlak yansımaz şu hayatta. Şairin ölümüne şahit olmak kendini biraz da hikâyenin neresinde gördüğüne bağlıdır.

Aynı çağda, aynı mekânda, aynı olayların çevrelediği bir hayatta iki insandan biri; çağına, mekânına ve olaylara şahitlik edebilirken diğeri her üç unsurdan habersiz bir ömür sürerek içinde bulunduğu tarihin bilincinde olmayabilir. Veya içerisinde bulunduğu görüş, onun şahitliğe salahiyettar olmasına engel teşkil edebilir. Bütün bunların gösterdiği netice şudur: Bir zamanda, bir mekânda, bir olaylar çevresinde hasbelkader bulunmak, bizi bütün bu unsurların tabii bir şahidi gibi gösterse de hakikatte mesele bu kadar kendiliğinden gerçekleşmez.

Peki nedir öyleyse bizim şahadetimizi mümkün kılacak şey? Hukuk-ı İslâmiyye diyor ki: Tahammül-i şahadet yani “bir kimsenin, kendisinden hakkında şahadet etmesi istenecek hususu ihata etmesi, ona dair edâ-i şahadette bulunabilecek bir vukufa malik bulunmasıdır.” Bilgiden, bilmekten, anlamaktan uzak bir vukufsuzluğun, bütün hayatını bilmeye, anlamaya adamış bir şahsiyeti kavrayıp ona şahadet etmesi mümkün müdür?

Evet, fıkıh ıstılahına göre şahadet aleşşehade’nin yani “bir hadise hakkında şahid olan kimsenin bu husustaki şahadetine başkalarının şahadet etmesi” için şahadetin zorluklarına katlanmak gerekmektedir. Bu sebeptendir ki tahammülü olmayan kolay şahadetlere güvenmek bizi gerçeğe muhalif olarak yapılan, her an dönülebilir (rücu anişşehade) şahadetlere götürür ki bu durum, görüneni görünmez kılacak karanlıktır yani tam bir zulümdür.

Bütün bu sözlerimizin merkezinde bulunan şahsiyet Sezai Karakoç’tur. Onun uğruna ömrünü tükettiği değerlere karşı savaşanların, onlara kayıtsız kalanların, istihzai tavır takınanların Hoca’nın ölümü sonrasında sahte anma günleri düzenleyecekleri, hayattayken kendisinin tüketilmesine bir an olsun müsaade etmeyen Karakoç’u nihayet geride bıraktıklarıyla tüketmek isteyecekleri aşikardı.

Sezai Karakoç, ehil olmayan kimselerin şahadetini ölümüne kadar reddederek esas olanla kalp olanın ayrımının önemini kendi çizgisinde belirgin kılma hassasiyeti gösterdi. O hassasiyet kimilerine göre tedavi gerektiren bir hastalıktı. İnsan dünyayı kendine zorlaştırmamalıydı. Kendini yokuş yola vurmaktı bu. Oysa Karakoç, esas olanla kalp olanın farkını kendi üslubuyla açıkça beyan etmemiş olsaydı güzele kara çalan ve onu asli mecrasından çıkaran dünya; Karakoç ve eserlerini arzu ettikleri ifsat mecrasına akıtacaklardı. Hoca buna müsaade etmediği gibi buna teşebbüs etmek isteyen dünyayla olan hesaplaşmasının peşini son nefesine kadar bırakmadı, savaştı.

Her şeyin ele geçirilip tüketilmesinin binbir türlü imkânının yoklandığı bir zamanda, ele geçmemiş, sömürülememiş güzelliklerin zorlu ve asil direnişine şahit olmaktayız. Direnişçiler neredeler, çoğu kez bilmiyoruz. Zaten onların direnişlerini devam ettirebilmelerini sağlayan husus da buradan kaynaklanmaktadır. Dünyanın rüzgârını arkasına almışlarla onların tayin ettiği meydanda ve şartlarda savaşmak muharebeyi baştan kaybetmektir. Mücahitler kendilerini bir şekilde unutturup göz ardı ettirerek düşmanın tuzaklarla dolu mıntıkasına zayıf ve savunmasız girmektense kendi kalelerinde, kendi ilkel silahlarıyla dövüşmeyi tercih etmişlerdir.

Sezai Karakoç, İstanbul’da bir semtte, bir kalenin içinde ölmüştür, dirilmiştir, ölmüştür, dirilmiştir, ölmüştür ve taa Kıyamet’e dek diri olarak kalacaktır. Bu bir Kıyamet Aşısı’dır. Hızır bilir.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s