Kuyucaklı Yusuf


(Yazıda, kitap sonlarını da içeren değerlendirmeler bulunmaktadır.)

Ölümü üzerinden yetmiş yıl geçmesi üzerine telif haklarının ortadan kalkması ve değişik yayınevlerinin kitaplarını yeniden basması, 2019 yılı başında Sabahattin Ali’yi yeniden gündemde olan bir yazar haline getirdi. Yazımızda Sabahattin Ali’nin romanlarını Kuyucaklı Yusuf temelinde anlamaya çalışacağız.

Sabahattin Ali’nin romanlarının kronolojisine baktığımızda Kuyucaklı Yusuf’un 1937’de (30 yaşında iken), İçimizdeki Şeytan’ın 1940’da, Kürk Mantolu Madonna’nın 1943 yılında yazıldığını görüyoruz. 1948 Yılında vefat eden yazar, kısa ömründe (41 Yıl) kendisi hayatta iken pek kıymeti bilinmese de şiir, hikaye ve romanlardan oluşan güzel bir miras bırakmış gözükmektedir.

Ayrıntılarına girmeden önce Sabahattin Ali’nin romanlarının genel olarak etkileyici, heyecanlı, insan duygularını ve karakterlerini iyi anlatan, toplumun yaşam dinamiklerini gerçekçi şekilde ele alan, düşüncelerin roman zeminine ustalıkla serpiştirildiği bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz.  Romanlarını okuduğumuzda hayat tecrübesi ile doğru orantılı şekilde gelişen bir yazma anlayışı ile karşı karşıya kaldığımızı da ifade etmek gerekir. Çünkü Kuyucaklı Yusuf ile otuz yaşında ham şekilde başlayan roman serüveni İçimizdeki Şeytan ile gelişmiş, Kürk Mantolu Madonna ile daha olgun bir hale gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında erken yaşta vefat eden yazarın özellikle roman türünün dünya çapında klasiklerinin yazıldığı bir dönemde, bu eserler arasında anılabilecek bir eser yazabileceği düşüncesine kapılmamak elde değil. Çünkü Gogol’ün, Turgenyev’in (Sabahattin Ali bu isimden etkilendiğini belirtir) yazdıkları ile Sabahattin Ali’nin yazdıkları arasında hikaye anlatımı yönünden derin bir uçurum kanaatimce bulunmamaktadır. Fakat tecrübenin getirdiği olgunluk Sabahattin Ali’ye çökmediği için romanları sadece Tük Klasiği olarak kalmıştır. Dolayısıyla dünya ölçeğinde bir romancı potansiyeli olan Ali’nin bunu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

Kuyucaklı Yusuf’u okuduğumuzda etkileyici bir giriş, heyecanlı bir hikaye zemini ve havada kalan bir son ile karşılaşmaktayız. Bu romanın aslında üçleme şeklinde yazılacağını öğrendiğinizde* Gogol’ün, Dante’nin İlahi Komedyası’na nazire olarak yazdığı Ölü Canlar ile benzer bir kaderi paylaştığını anlıyorsunuz. (Gogol, Ölü Canlar’ının ikinci cildini yakarak ortadan kaldırmış, ikinci ve üçüncü kitabı okuma zevkinden bizi mahrum bırakmıştı.)

Kuyucaklı Yusuf her ne kadar hikâye zemini ve karakterleri ile etkileyici olsa da daha çok güçlü-zengin ile güçsüz-fakir arasındaki çatışma ile akılda kalacaktır. Hikâyeyi kısaca aktaracak olursak küçük yaşta anne babasını bir faciaya kurban veren Yusuf’un aynı ilçenin kaymakamı tarafından evlat edinilmesi, büyüdüğünde ilçenin zengin ve nüfuzlu eşrafına karşı verdiği mücadele anlatılmıştır. Yusuf’un karakterinin duygusuzluğu Sabahattin Ali’nin diğer romanlarının başkarakterlerinde de bulunan ‘olanı olduğu gibi kabul etme’ anlayışı ile ilintili gözükmektedir. Bu açıdan Albert Camus’nun Yabancı kitabında anlattığı Meursault karakteri ile kısmi benzerlikler (Cenazeler karşısındaki tutum, hayatı kabullenme vs) bulunduğunu ifade etmek gerekmektedir. Hikâyenin Yusuf’u ile Sabahattin Ali’nin hayatı arasında paralellikler olsa da Yusuf’tan daha silik bir mizaca sahip kaymakam babası; aslında Sabahattin Ali’nin düşüncelerini aktarma görevini üstlenmiştir. Hayatı boyunca akıntıya karşı yüzmemiş olan kaymakam, Yusuf’a da öğütlediği hayat felsefesini peygamberimize ait olduğunu düşündüğü şu sözle açıklamaktadır: Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir.

Sabahattin Ali’nin bir başka kitabı olan İçimizdeki Şeytan’ı hatırladığımızda başkarakter Ömer de benzer düşüncelere yatkın resmedilmiş fakat yazar bu düşünceyi çok da makul bulmamış olacak ki hem Kuyucaklı Yusuf’un hem de İçimizdeki Şeytan’ın sonlarını açık bırakmış, özellikle ikincisinde Ömer’i kendini tamamlama adına sonu açıklanmayan bir yolculuğa göndermiştir. Yani Ali, eğer olanı olduğu gibi kabul etme düşüncesini tamamen benimsemiş olsaydı Yusuf’u kaymakam babası gibi kadere razı gelen bir sona mahkum edebilir ya da Ömer’i yaşadıklarından sonra kendini gerçekleştirme önünde engel gördüğü ve yaptığı her yanlışı havale ettiği Şeytanla mücadele etmek için yolculuğa çıkarmazdı. (Sabahattin Ali’nin arkadaşlarından Cevdet Kudret ve Pertev Naili Boratav Kuyucaklı Yusuf’un devam kitabı olarak Çineli Kübra kitabını yazmayı düşündüğünü aktarmıştır.)

Sabahattin Ali’nin yazdığı diğer bir Roman olan Kürk Mantolu Madonna’daki kahraman Raif Efendi de benzer çizgide yürüyen bir karakterdir.  Fakat bu karşılaştırmada Raif Efendi karakterini farklı değerlendirmeliyiz. Çünkü Raif Efendi karakterinin hayatı neden bu şekilde yaşadığı/algıladığı/kabullendiğine dair anlaşılabilir bir analiz vardır. Buna göre Raif Efendi hayatının sadece Maria Puder ile yaşadığı aşkın zaman dilimini hatırlanmaya değer bulmaktadır. Yani geri kalan hayatı bu aşkın parantezine almıştır.

Ev kadınlarının çıkarcı, haset, hin olarak resmedildiği romanların diğer bir ortak noktası Balıkesir ile kurulan ilişkidir. Kaleme alınan üç romanın karakterleri Balıkesir’in ilçeleri ile bağlantılıdır. Kuyucaklı Yusuf her ne kadar Balıkesir/Edremit gibi bir ilçe merkezinde geçiyor olsa da 1930’larda geçtiği için taşra havasındadır. Köylülerin durumu, zeytinlikler, at arabaları, mecidiyeler, sıcak-soğuk hava, tahta kaşık, bulgur pilavı, köstekli saat dönemin yeni yeni modernleşen hayatında eskiye ait olgular olarak karşımıza çıkar. Yazarın yaşadığı yerleri romanlarında işlemiş olması ayrıntıların güçlü olmasını sağlamıştır.

Sabahattin Ali’nin, dinî kültür ile ilgili açıkça belirtmediği fikirlerini kitaplarının satır aralarında yakalayabiliyoruz. Kuyucaklı Yusuf’ta kaymakamın ölümünün ardından okunan salalar ve bu salaların Yusuf üzerine bıraktığı tesir içtenlikle aktarılmış. Böyle bir duyguyu yaşamamış birinin bunu aktarmasının pek mümkün olmadığını düşünüyorum.  Bununla birlikte Ali’nin karakterleri dindar olmaktan uzak olmakla birlikte genelde iyiliği önemseyen ve kimseye zararı olmayan karakterlerdir. Sanırım insanın bu hali Sabahattin Ali için yeterli görünmektedir.

Kuyucaklı Yusuf’un öne çıkan diğer bir unsuru da karakterlerinde Türk halkını ustaca yansıtmış olmasıdır. Yazar Türk insanı ile sınırlı kalmayıp evrenseli yakalayarak iyi niyetli-kötü niyetli, mazlum-zalim, fedakâr-sinsi (burada Hacı Ethem karakterini -ki kitabın en kötü karakteri olduğunu düşünüyoruz- anmadan geçemeyeceğiz*) gibi kişilikler çatıştırmıştır.

Kuyucaklı Yusuf hikâyesinin başladığı ve lavanta bahçeleri ile ünlü, Aydın’ın Kuyucak ilçesi ile hikâyenin geçtiği Edremit kitap okuyucularının gezi rotalarını şenlendirebilir.

Kuyucaklı Yusuf’un 1985 yılında beyazperdeye aktarılması denenmiş fakat özellikle Yusuf karakteri açısından başarılı olamamış görünüyor. Alelade çekilen film dönemin şartları için muteber olsa da günümüz sinema seyircisine Nuri Bilge Ceylan seviyesinde ve üslubunda aktarılması heyecan verici bir çalışma olabilir. Yine de kitaba hayranlık duyanların filme bakmalarında yarar var. Fakat bu beklentimiz Kürk Mantolu Madonna’nın büyük bir yapımla sinemaya aktarılma projelerinin olduğu bu günlerde biraz daha rafta bekleyecek gibi görünüyor.

Film bilgileri için: https://www.sinemalar.com/film/7519/kuyucakli-yusuf

*Değerli fikirlerinden faydalandığım Aytuna, Gamze, Onur, Rukiye, Zeynep hocalarıma teşekkür ederim.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s