Gaye Üzerine Bir Deneme


Aristo’nun dünya görüşünde, herhangi bir şeyi tam anlamıyla bilmek, onu oluşturan dört şeyi bilmekle mümkündür. Bunlardan birinin eksik olması, bilmek istediğimiz her ne ise, onun hakkında eksik bilgi demektir. Mesela bir şeyi oluşturan madde nedir bilmiyorsak, bilgimiz eksik kalır. Bir yüzüğün altın mı gümüş mü olduğunu bilmiyorsak, yüzüğü tam bilmiyoruzdur. Yine, bir şeyin formu hakkında bilgimiz yoksa o şeyi tam olarak bilmiyoruz demektir. Elimizdeki altın parçası yüzük şeklinde mi Cumhuriyet altını şeklinde mi? Aynı şekilde, o şeyi yapan -yani fail- de bilgimiz için olmazsa olmazdır. Elimizdeki halka şeklindeki altın parçasını meydana getiren Sauron acaba bir anahtarlık mı yapmak istemiştir yoksa bir yüzük mü?  Nihayet, o şeyin gayesi, yani ulaşılacağı mükemmeliyeti de bilgimizi tamamlayan ögelerdendir. Yüzük, mükemmel bir yüzük olması için üretilmiştir. Şimdi ilk üçünü daha sonra tartışmak üzere bir kenara bırakalım, sonuncuyu, yani nihai ögeyi (eskilerin deyimiyle gai sebebi) biraz açalım.

Ortaçağ’da Aristo’yu okuyanlar, nesnenin madde ve formu içerdiğini, fakat faili ve gayeyi dışardığını söylemişlerdir. Bu okumayı yerinde kabul edersek, hiçbir şey gayesiz olamaz ve hiçbir şeyin gayesi o şeyin içinde değildir. Gaye, nesnenin mükemmeliyetini temsil ettiği için nesnede bulunması paradoks olurdu. Yani bir mükemmel yüzük, yüzüklerin gayesidir. Genel olarak yüzüğün ne işe yaradığı tartışmalı olabilir ama Ortaçağ’daki Aristocular, bunu ikinci bir mesele olarak görmüşlerdir. Yüzüğün ne işe yaradığı, yüzüğün gayesi değildir: Parmağa takılıp evliliği yahut krallığı simgeleyecektir; veya şık görünecektir. Bunların hiçbiri gaye değildir. Benzer şekilde bir bardağın, bir tavuğun, bir limonun da gayesini onların fonksiyonları bildirmez. Ne bildirir? Tabi ki mükemmel bardak, mükemmel tavuk, mükemmel limon. Nesnelerin gayeleri, kendilerinin mükemmel formlarını gerçekleştirmektir.

Aristo’nun bir başka okuyucusu, David Hume, bu noktada ayağa kalkar ve üstada sorar: Mükemmel yüzük de neyin nesidir? Hume’un, gözlemlerimizden hareketle nesnelerin tabiatını bilemeyeceğimize dair geliştirdiği şüpheci yaklaşım, bize, bir milyon tane yüzük de görsek, bunların tabiatına, yani mükemmel formuna ulaşmanın epistemolojik olarak imkansızlığına işaret eder. Yani Hume, bir tavuğun gayesinin mükemmel tavuk formunu gerçekleştirmek olduğunu bilemeyeceğimizi, çünkü mükemmel bir tavuğun olmadığını da söylemiş olur böylece. Bu durumda, nesnelere ait bilgimizin ‘gaye/nihai öge’ ile bi ilgisi yoktur. Yüzüğün gayesi olarak gördüğümüz şey -Hume’u ciddiye alıp söylersek- nesne hakkında bir bilgi değildir, bizim parmaklarına altından halka takan insanlar görmemiz, yüzüklerin bir efendisinin olmasını gerektirmez. Biz, birbirine benzeyen, yahut aynı fonskiyonda kullanılan cisimleri yüzük olarak adlandırırız.

Nesnelere dair bilgimize ilişkin bu şok edici itiraz, acaba metafizik açıdan ne ifade eder? Bunu bir sonraki yazımızda işleyelim.

8 comments

  • ortaçağ aristocularının ikinci bi mesele olarak ele aldıkları işlev/fonksiyon bahsinin aristo’nun fail’i ile bir ilgisi var mı, yoksa gaye bahsinin bir cüzü mü sadece? ve hatta aristo’nun fail’i aslında fonksiyon bahsine mi denk gelir? gaye ile fonksiyon ilişkisini kavramak zor. -belki de hiç birşey anlamadım :)- hürmetler.

    • bu, ortacagda bir tartismaya tekabul ediyor. yani limonun gayesi -mesela- insanin ekşi tad ihtiyacini gidermek olabilir mi diye tartisiyorlar. Bu, aslinda fonskiyondur. Fail, fonksiyon konusuna herhangi bir sekilde dahil edilmiyor. Umarim acabilmisimdir biraz.

  • Hocam sizden uzun bir metin halinde yazı okumak da tweetlerinizi okumak kadar keyifli. 😉 insanlar anlaşılır, net metinlere muhatap olamadıklari için metnin anlaşılırliği şok etkisi yarattı sanırım 🙂 gerçekten devamını merakla bekliyorum.

  • Hocam yazınızı okudum, mazur görürseniz bir noktada kafamdaki şüpheyi aktarmak istiyorum. Yazıda form-gaye ile işlev arasında bir ayrım yapıyorsunuz. Buna göre nesnenin işleviyle gayesi arasında herhangi bir ilişki olmadığını anlıyorum. Fakat form hem nesnenin şekli hem de onun mahiyeti için kullanılan bir ifade diye biliyorum. Yani insanın formu et ve kemiğin belirli bir organizasyonu olmakla birlikte aynı zamanda onun akılsal ruha sahip olmasıyla ilişkili. Bu yüzden nefs bedene göre bir suret olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla elin işlevi tutmaksa, aynı zamanda onun formu-mahiyeti bu olduğu için öyledir. Bildiğiniz gibi Aristoteles iş(ergon) ile gaye arasında paralel bir ilişki kurar. Yani insanın işi, ona özgü mahiyetidir ve akılsal eylemlerdir. Amacı ise mutluluktur ve bu amaca ancak akla uygun eylemlerle ulaşılabilir. Düşündüğüm şey, acaba işlevi bu anlamda iş’ten daha kapsamlı bir şey olarak mı kullanıyorsunuz. Yani insan aynı zamanda ev yapma işlevine de sahiptir ama onun işi dolayısıyla formu ve gayesi bu değildir. Eğer böyleyse şüphem biraz kalkıyor, çünkü o zaman yüzüğün işlevlerinden biri olan söz gelimi evlilik merasiminde kullanılan bir öğe olması onun formu ve dolayısıyla gayesinden bir parça olmayabilir.

yasin ramazan için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s