Hayat Ağacı (Tree of Life)


“Bir kitap okudum hayatım değişti”, Orhan Pamuk’un Yeni Hayat adlı pejmürde romanı için atılmış bir slogandı. Bir film izledim hayatım değişti demek, bir sanat eserine baktım ve hayatım temelinden sarsıldı sözünü sarf etmek ne kadar doğrudur? İnsanın hayatını temellerinden sarsacak denli deneyim, ne olabilir ki? Aklımıza kazınacak bu an, şişmanın kişiliğini değiştirici rejime başlayıp ‘aslında ben bu insan değilim.’ demek nevinden bir yaklaşım mı oluyor, yani ‘bugün hayatımın geri kalanının ilk günü’ demek ya da benim hayatım sürekli değişmeye devam ediyor demek mi daha doğru.

Orhan Pamuk haklı mıydı bilmiyorum; ama okuduğum en kötü romanlardan biriydi diyebilirim. İşte burada sorun kendini gösteriyor, iddia o denli abartılı ki bunun üzerine Ullysses’i yazsanız bir milim fark etmez diyeceksiniz ya da zaten Ullyesses ‘en çok tartışılan romandır’ dediğinizde elinizde sorunlu, tartışılmaya açık bir kitap kalacak altı üstü. Peki ne demeli! Cahilleri yaklaştırmak için mütevazi olmalı, öyle mi? Alçak gönüllü! yani bir iş yaptım, ‘sizin de fikrinizi alayım, ne dersiniz, ben şurada şöyle bir etki bırakmak istedim, sizde bu etki hasıl oldu mu, yoksa boşa kürek mi çektim?’. Bakın bir anda karşıdakinin de düşünen bir varlık olduğunun farkına vardınız, (bir kişi cepte)… Öyle mi? Sanki adam mütevazilik mi yaptı. Düpedüz ikiyüzlü oldu çıktı. Neyse olur böyle şeyler. Bir de kendine yazanlar var (Kurt Vonnegut) ‘falanca doğum günümü kutladım’ sözlerini, şahsına saklamayarak. Olur böyle şeyler.

Bu girişten sonra Tree of Life’ı anlatmak filme büyük saygısızlık olabilir. Absürt ve (ne derler) bilinçsizce bir giriş oldu; yoksa bilinç akışı böyle bir şey midir?

Tree of Life benim hayatımı değiştirmiş midir? Bilemem, rutin hayatımda gerçekleşen bir davranış kalıbının oynadığını fark etmedim. Düzenin bozulmasını isterdim diyebilirim, daha sanatsal bir şuur, kendiyle barışık daha oturaklı bir kişilik vs… Filmlerin hayatımızı değiştireceğini düşünmek -en aşağı derecede- deneyim seviyesine çıkmasına bağlıysa, bu film o seviyeye çıkmış mıdır? sorusunu sormak lazım. Sorun hayatın her anının bir deneyim olması. Bununla birlikte sadece görsellik, hayatımızı yönlendirecek göndermelerde bulunur mu? Evet, evet ve hayır! Yani hayatımız sürekli değişiyorsa ve bu değişim rutinse, olağan olanın ihtimal dahilinde kronik tepkimelerimize, bizi biz yapan karakterimize etkisi de olağan olmaz mı? Değişmeyle uzay zamanda bir kopmadan bahsedilemez; esaslı değişim böyle olurdu. Yine de sinema karşısında duraksanılır. Zamanın içinde, fakat bu anlık durumda değilsinizdir, karşıdaki görüntünün/kahramanların zamanını kullanırsınız, birkaç on dakika içerisinde kendi ömrünü tüketen sizin de hırsızladığınız bu saat parçacığı eğer sizi ait olduğunuz bir yere götürüyor, size değiyor, geçmişinizi açıyor ve orada naftalinli ya da güveli noktaları yahut leylak kokan anıları çıkarıyorsa eski etkilenmeniz yani eski durumunuz çıkageliyor, karakterinizin unuttuğunuz parçası tekrar orada gözesine yuvalanıyor ve böylelikle karakterinizin temelden sarsıldığı ve yenisinin yerini aldığı yanılgısına kapılabiliyorsunuz. Değişim/devrim kökeninden ayrılma, çevreye yabancılaşma şeklinde algılandığında bunu bir sanat eserinin gerçekleştireceğini düşünmek en ufak söylemle naiflik olur. Nihayet şunu diyebiliriz, her deneyim bir yaşantıdır ve evrilme/başkalaşım doğal akışındaki karaktere eklemlenerek farklı yönlere insanı sürükleyebilir. Bu bağlamda Tarkovsky’nin ‘sanat insanı iyileştirmeli’ demesi daha manidar oluyor nazarımda. Yine de estetik insanı doğaya, dine, iyiye yaklaştırdığı gibi ondan uzaklaştırabilir de. Çünkü pagan bir estetikten bahsedebiliriz. O insanı ve varlığı doğrudan iyi ve kötü diye ayırır ve sabit kalacağı temel yargısına yürür.

Güzel iyidir, doğrudur denildiğinde böyle bir husus peydahlanıyor. Misal, Hitler. Bir esere bakarak sanatın değerini ölçenler vardır, bir de eserin öncesi olan ana kaynak: Tanrıya/iyiye/tabiata bakarak ölçütünü tuvale; yazıya; perdeye aktaran. Açarsak tabiata onu yamultmadan bakıp eserini meydana getiren kişi asıl sanatçıdır ve onun ortaya koyduğu eser insana iyi etkide bulunabilir. İtiraz edenler çıkacaktır ki bu da oldukça doğal: denmez mi ki, doğa zaten şiddeti önceleyen bir yapıda, işte burada ne olursa olsun kişinin bir hakikata, iyiye bağlı olması yani eseri meydana getirenin iyi bir tıynete sahip olması zorunluluğu âşikar. Çünkü iyilikler kötülüklerden daha az görünürdür. Sanatkarın doğayı aracılıksız oluşturması değil istediğimiz, ondan iyi olması ve samimi bir şekilde doğayı sonsuza uzatabilmesi beklenmeli; yani uzay zamanı esnetmeli; doğruyu düşünebilme imkanı sağlamalı. Güzellik, düzen, bağlantı çekicidir. Gelgelelim önemli olan yabanlaşmamak/yabancılaşmamaktır.

Tree of Life hayatımıza değen ve mahrem noktaları hatırlatan bir film mi? Benim için evet. Filmde üç boyuta yatkın bir sarmalama var. Yönetmen Cennet Günleri’nde gördüğümüz Andrew Wyeth‘tan aldığı tekniği devam ettiriyor. An an bu kesilse ve yorsa da, ortada kusursuz denecek kadar katı bir senaryo duruyor. Bozulan ve sona doğru koşar adım yaklaşan dünyada en sıcak ve saf sığınakta/çocuklukta yaşadıklarını hatırlayan birinin parçalı hafızası kurguyu kusursuz kılıyor. Abisini anımsayan (Sean Penn) baş roldeki karaktere, oldukça üslûpçu kareler perde perde iniyor. Biz anılarımızı cımbızla çekeriz, bir deneyim bir kere yaşanır nasıl olsa. Anılar tam hatırlanmaz, hepsini hatırlamak sıkıcıdır, ki hepsini hatırlamak onu yaşamadan aynı dakikaları harcamak olurdu. Abisini hatırlayan ve babasından onu yalnız bıraktığı için -belki de abisinin ölümünden onu sorumlu tutup babasıyla görüşmediği için- özür dileyen karakter; çocukluğuna avdet ettiğinde yönetmen bize dönüyor, önce benim gibi göreceksiniz, diyor . “Buralar boştu, hücre ortaya çıktı, canlı oluştu, dinozorlar yok oldu bizi de böyle bir son bekliyor. Şunun ayırdına varmak gerek ki; biz bir küçük hücreyiz zaten; güneşe, gezegenlere, nebulozlara bakın.” İşte bu yıkıcı, yaklaşık yirmi dakikalık yakarış sadece görkemli ya da muazzam ile ifadelendirilebilir. Mallick denizden hikayenin içine girmiyor, dağıtıyor, soru işaretleri koyuyor, geriye çekiliyor ve oradan akibeti gösteriyor. Bu ara sadece Lacrimossa (göz yaşlarıyla) inliyor. Küçüklüğü özlemek ve nihai sona seyirci olmak, günahkarlık hissini pekiştiriyor ve yanlışlarda ısrar etmeyi, hataları netleştiriyor. Bu da katarsise (Aristoteles’in oyunda izleyicinin karakterle kendini özdeşleştirip trajedi sonunda hatalarından soyunma isteği) neden oluyor.

Ölen ağabey ve ilk gençlik yılları, çocuğun doğumu, büyümesi ve ev hali, babanın kardeşlerden daha güzel olanını kayırması, büyük olana adeta eziyet etmesi, çocuğun babasına ilenerek Tanrı’dan onu öldürmesi için yakarması, annenin hatırda hep bir melek şeklinde yer etmesi, bahsedilmemiş küçük diyaloglarla yaratılan gerilimler, bütün bunlar zamana esneklik katıyor. Her şeyden çok ağaçlarla bezenmiş doğa resimleri ve gelgit kesilince karşı kıyıyla birleşen sahilde bir nevi mahşer buluşması havsalada derin izler bırakıyor. Bunlar insana çocukluğunu, annesini, ölümünü, Yaratıcıyı, günahlarını/pişmanlıklarını hatırlatan, duyumsatan, iç geçirten temalar. Bu yüzden sevdim filmi. Yoksa sadece görüntü yönetmeninin mahareti değildi beni çeken. Zor olan o çocuklarla birlikte, rol yapan/yalan söyleyen/kendisi olmayan kişileri annesi ve babası şeklinde sunabilmekti. Mallick bundan sonra iki film daha yönetti, onlarda ve önceki ikisinde de bu film gibi karakterde kendine has duyguyu yakalamak için iç konuşmaları öne çıkardı. Film samimiyet duygusunu izleyene zerk edebiliyor. Filmin tek sıkıntısı ise fazla ağdalı, estetize fazla hesapçı olmak, çok çok koyma merakı… Yine de kanımca hiçbir şey sinema dediğimiz zamanı kısıtlayan anlatımda bu kadar inandırıcı bir şekilde uzatılamazdı. Oyuncular yıldız; velakin yönetmen ve görüntüler ön planda, çocuklarsa olağanüstü.

Reklamlar

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s