İbn Sînâ’nın Ahlâk Risâlesi Üzerine


Risâle: İbn Sînâ, “İbn Sînâ’nın Ahlaka Ait Risalesi (Risale fi’l-Birr ve’l-İsm)”, Diyanet İlmî Dergi, Çev: Gürbüz Deniz, Cilt: 50, Sayı: 1, ss.229-243.

İbn Sînâ’ya göre ahlak nedir?

İbn Sînâ ahlâk kavramını “iyi ahlak” ve “kötü ahlak” şeklinde (s.233) olumlu ve olumsuz vasıflarla birlikte zikretmekte, ayrıca risalenin bir yerinde onu, “nefsin bedene boyun eğmesi sebebiyle meydana gelen durum” (s.234) olarak tanımlamaktadır. Buradan anladığımız kadarıyla İbn Sînâ ahlakı, kişinin mutlak anlamda huyları olarak telakki etmektedir. Kanaatimizce ahlakın tanımında geçen “nefsin bedene boyun eğmesi” ifadesi, kişinin ahlak haline getirdiği fiillerini üzerinde düşünmeksizin ve duralamaksızın yapması anlamında İbn Sînâ tarafından kullanılmıştır. Aksi takdirde bu ifade, “bedenin kişiye hâkim olması” (s.235) anlamında yerilen bir durumu ortaya çıkarır ki ahlakın bu şekilde tanımlanması mümkün değildir. Çünkü İbn Sînâ bizzat “iyi ahlak” tabirini de kullanmaktadır.

İbn Sînâ’ya göre ahlakın amacı nedir?

İbn Sînâ risalesinde insan için öncelikli olarak gerekli olanın “kemâli aramak” (s.234) olduğunu belirtmektedir. Bu ifadeden en az iki sonuç çıkarılabileceğini düşünüyoruz. Birincisi insan nefsi noksandır. Bu nedenle “kemâl” onun için bir gaye haline gelmektedir. İkinci sonuç ise kemâlin, bulunan değil “aranan” bir şey olmasıdır. Bu anlayış kemâlin, zatı bakımından insan nefsi için mümkün olmadığını göstermektedir. Önemli olan “kemâli arama” iradesini ve bu iradenin eylem boyutunu gerçekleştirebilmektir. Bu noktada ortaya çıkan soru “kemâlin nasıl aranacağıdır”. Bu sorunun, alanın temel kavramları irdelenerek cevaplanabileceğini düşünüyoruz.

İbn Sînâ’ya göre “ahlak ilmi”nin temel kavramları nelerdir?

İbn Sînâ “ahlak ilmi” kavramını kullanmadığı gibi bu alanı bütünüyle ifade etmek için başka bir kavrama da müracaat etmemektedir. Ancak risalede sıklıkla kullanılan adalet/itidal, fazilet, rezilet, saadet, nefs, beden, âdet, zikir, dua, irade, kabiliyet, melik, medenî/şehirli kavramlarının İbn Sînâ’ya göre ahlak ilminin temel kavramları olduğunu söylemek mümkündür.

İbn Sînâ’ya göre adalet, birbiriyle zıt huylar arasında nefsin orta halde bulunmasıdır. İnsanın bedenî fiillerinin ona saadet vermesi ise bu fiillerin adalete yönelmesi ile mümkündür (s.234). Risalenin bir başka yerinde ise faziletin, iki rezilliğin ortasında olduğu ifade edilmektedir (s.240). Bu ifadelerden adalet ve itidalin fazilet ile eşdeğerde olduğunu anlayabiliyoruz. İbn Sînâ’nın adalet ve itidal vurgusu ölçülü olma/kategorize edilme haline işaret etse de, itidal noktasının kişiden kişiye göre değişebileceğinin ifade edilmesi (s.233) kanaatimizce insanın özgürlüğünün, bireyselliğinin ve biricikliğinin gerçekliğine delalet etmektedir. Böylelikle İbn Sînâ, adalet halinin insanın durumuna göre değişebileceğini göstermektedir.

İbn Sînâ’nın ahlak anlayışında bedenden tamamen tecrit olma düşüncesi bulunmamaktadır. Bunu, bedenî fiillerin saadete vesile olması fikrinden çıkarıyoruz. Dolayısıyla nefsin, beden ile ilişkisi de itidal çerçevesinde ele alınmalıdır: ne tamamen bedenin boyunduruğunda olan bir nefs, ne de bedenden tamamen uzaklaşmış bir nefs. İbn Sînâ risalenin bir yerinde dengeli olmayı “bağımlılıktan uzak olmak” (s.235) şeklinde tefsir etmektedir. Buna göre esas olan nefsin, bedene hâkim olmasıdır. Bedenin nefse hâkim olmasına (bağımlılığa, düşkünlüğe) izin verilmemelidir.

İbn Sînâ’ya göre nefsin beden üzerindeki hâkimiyeti iyi fiillerin ve bilhassa ibadet ve zikirlerin müdâvemeti ile temin edilir (s.235, 236). Buradaki süreklilik, âdet ve dolayısıyla ahlak kavramını çağrıştırmaktadır. Öyle ki nefsin bu iyi fiillere devam etmesi, bir süre sonra bu fiillerin o kişide ahlak haline gelmesini temin etmektedir. Nitekim İbn Sînâ da risalede kişinin fazilet veya rezilet sayılan eylemlerden birini yapmasının istidat sebebiyle değil, âdet sebebiyle olduğunu belirtmektedir (s.239). Öte yandan İbn Sînâ’ya göre bedenî fiillerin nefs üzerindeki etkisi hiçbir zaman nefste bir tabiat oluşturmaz (s.235). Bu yaklaşımda kötülüğün, ontolojik değeri bakımından iyi olan nefste kalıcı tesirler yapamayacağı anlaşılmaktadır. İbn Sînâ’nın sisteminde kötülük, yoklukla eşdeğer ve arizî olduğuna göre nefsin iyi ahlakı için de her zaman bir imkân vardır. Hatta İbn Sînâ’nın bu bağlamda “iyilikler kötülükleri giderir” (11. Hud, 114) ayetine atıfta bulunmasının (s.235), kötülüğün aslî değil, giderilebilir bir şey olduğuna delâlet ettiğini düşünüyoruz.

İbn Sînâ’nın, ibadet ve zikir konusunda söyledikleri ile ilgili olduğunu düşündüğümüz orijinal bir yaklaşımı dua konusundadır. Genellikle dua kavramı, kişinin elinden geleni yaptıktan sonra tevekkül ederek işin akıbetini beklemesi bağlamında ele alınmaktadır. Oysa İbn Sînâ samimi duanın kişiyi eyleme sevk ettiğini ifade etmektedir. Ona göre dua, isteyenin ihtiyacı ve samimiyeti ile orantılı olarak kişide bir tasavvurun oluşmasını gerekli kılar. Bu tasavvur, istenilenin meydana gelmesini gerektirecek tarzda genelde hayra yöneliktir (s.236, 237). Burada irade kavramının önemi ortaya çıkmaktadır. Kişinin duası, iradesinin gücü nispetinde tesirli olmaktadır. Çünkü aynı irade onu eyleme zorlamaktadır. Kişi her zaman iyi neticeler elde edemeyebilir ama hayra yönelen bir irade çoğu zaman neticeden daha önemlidir. İbn Sînâ’nın, irade ve dolayısıyla niyet kavramının önemini ortaya koyan bir diğer yaklaşımı fazilet ehli ve kendini tutan insanlar ayrımıdır. Ona göre fazilet ehli, hayırlı amelleri isteyerek yapanlardır. Kendini tutan insanlar ise istemeye istemeye hayırlı ameller işlerler (s.239). Burada amelden çok kişinin niyeti etkili olmaktadır. Ayrıca yine insan özgürlüğü ile bağlantılı olarak İbn Sînâ kabiliyet kavramına dikkat çekmektedir. Ona göre doğru yola götürücü feyze mazhar olunamadı ise bunun sebebi ona kabiliyeti olmayandadır (s.237). Kabiliyet ise fazilet veya rezilete yönelik eylemin âdet haline getirilmesi ile kesbedilen bir şeydir. Bir başka tabirle İbn Sînâ tabiatı icabı fazilete ya da rezilete istidadı olmayı kabul etmemektedir. Daha önce de işaret ettiğimiz üzere kişinin fazilet veya rezilet sayılan eylemlerden birini yapması istidadından değil, âdet nedeniyle ortaya çıkan hal sebebiyledir. Dolayısıyla bir eylemi ahlak haline getirmek insanın elindedir. Bu bağlamda İbn Sînâ, hadis olduğu rivayet edilen “herkese, yaratıldığı şey kolaylaştırılmıştır” sözüne telmihte bulunmaktadır (s.239). Bilindiği üzere ahlak kavramı da yaratma anlamına gelen خلق kökünden türemektedir. Bir insanın âdet edindiği fiilleri yapması kolaylaştığına göre mesele, hangi fiilleri devamlılık/süreklilik anlamında âdet haline getireceğimizdir.

Son olarak değinmek istediğimiz kavramlar ahlak ve şehir ilişkisine delâlet ettiğini düşündüğümüz melik ve medenî kavramlarıdır. İbn Sînâ bedenin sıhhati için doktorun tedavisine, nefsin sıhhati için ise melikin/medenînin tedavisine ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedir (s.238). Melik ve medenî kavramları bu bağlamda kapalı kalsa da bir başka yerde İbn Sînâ, bütünüyle iyi ahlaklı olmaya yönelen kişinin melik olmaya elverişli olduğunu, bütünüyle kötü ahlaklı olanın ise vahşi olarak değerlendirilip bütün şehirlerden (medîne) kovulacağını ifade etmektedir (s.239). Kanaatimizce İbn Sînâ, ahlakı toplumsal bir zeminde ele aldığından insanların ahlaki eğitiminden yöneticinin (melik) sorumlu olduğunu düşünmekte ve ahlaklı bir yöneticinin idare ettiği toplumda ahlak aynı zamanda toplumsal bir bilinç haline geleceğinden toplumsallaşmanın (medenî olmanın) ahlakileşme anlamına gelebileceği bir örfe dikkat çekmektedir.

Reklamlar

One comment

  • Risaledeki fazilet ehli ile kendini tutan ayrımının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Modern dünya insan fiillerini yasalarla kontrol altına almaktadır. Kanunun olmadığı veya açık kapı olan yerlerde insanlar kolaylıkla kötüye meyledebilmektedir. Yani kendini tutan insan, kötünün peşine takılmaktadır. Bu tehlikeden uzak durmak yine risalede belirtildiği üzere güzel adet kazanma ile gerçekleşir. Aile kurumunun değeri burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Aile, kuyumcu titizliği ile (nasıl ki sarraf tek bir altın tozunu dahi zayi etmiyor) fazilet ehli bireylerler yetiştirmek zorundadır.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s