Samanyolunda Ziyafet


4319355

Oruç, ömrümüz boyunca yaklaşık 5 sene Allah için yaptığımız bir ibadet olarak senede bir ay kapımızı çalmakta ve bizi semalara doğru seyahate davet etmektedir. Her mevsimde yaşadığımız bu ulu davet karşısındaki tecrübelerimiz, bizi hayat boyunca kişiliğimizin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Oruç, çocuk yaşlarda yetişkin olduğunu kanıtlamak ibaresi olarak ortaya çıkar ve manevi olarak alınan tadından sonra bir daha bırakılamaz hale gelir. “Oruç ve namazladır ki, kutsal bir dünyaya girer çocuk. Sözle değil; bizzat o dünyanın içinde yaşar Mutlak Gerçeği.

Yaşadığımız modern şehir hayatının, insanları tek tipleştirici etkisiyle bireyleri bunalımların eşiğine sürüklemesi sonucunda, beton duvarlar arasında yaşayan ruhsuz birer canlı haline gelmekteyiz. Ruhunu kaybetmiş ve sadece maddi tatmin duygusuyla hareket eden bir Batı insanı profili karşısında bizi bu çıkmazdan kurtaracak olan yegâne hikmet oruçtur. Ramazan öyle bir nimettir ki, madde dünyasının çıkmazlarına dalan insanı tekrar içsel âlemine davet eder. Karakoç der ki;” oruç, ruhun ve vücudun dezenfekte edilmesidir. Ruhun senede bir ay katıldığı bir ruh şölenidir. “İnsan varoluşunu tamamlamaya çalışırken çileli bir hayattan geçer; ancak çileli bir hayat yaşayan şahıslar ölümsüz olarak var olabilirler. Bir Mevlana, bir Yunus Emre gibi manevi büyük şahsiyetler bu yollardan geçmiştir. Üstad Karakoç; “Dünya sessiz sedasız düzelir ve bütün yaratılış hikmetini ifşa ederken, ruh adeta çarmıhlara gerile gerile ilerler.” Oruç, işte bu çilelerden bir tanesidir insanın varoluşsal gelişiminde.

Tarihsel olarak düşündüğümüzde oruç, dünyanın en eski kurumlarından biridir. Bize farz kılındığı gibi bizden öncekilere de farz kılınmıştır. Fakat aralarında çok farklar bulunmakta. Diğer inançların oruçları sadece maddi yönden insanın kendisini terbiye etmesine yönelik iken İslam dininde oruç hem maddi hem de manevi açıdan terbiye edicidir. Ruhsal dünyaya önem veren dinimiz ölü dünyanın karşısına, İslam dini ile dirilen insanı koyar. Müslüman’ın sahip olduğu ayrıcalık hakkında Sezai Karakoç şöyle der; “ Tabiatı daha iyi hissetmek ve dinlemek, onun söylemek istediğini daha iyi anlamak için oruç mucizesine sahiptir Müslüman. Kavramların yeniden yoklanması, tanımların yeniden yapılması için çıkarılmış bir davetiye gibidir oruç gündüzleri geceleri.” Oruç sene içerisinde bir dinlenme, arınma ayıdır. Oruçlu olmayanın bile o manevi havayı görse bırakamayacağı bu kutlu zamanda insanın bu dünyadan sıyrılarak, göklere doğru yükselmesidir adeta. Üstad Karakoç der ki; “Oruç, zamanın kirlettiği ve ölümün tozlarına batırdığı vücut ve ruh için, bir teyemmümdür. Tek başına bir tıp, dört başı mamur bir sıhhattir.”

Yaşadığımız coğrafyanın da küreselleşmenin etkisiyle sürüklendiği kapitalist yaşam tarzı bizi otantik yaşantımızdan koparmakta dolayısıyla İslam’ın kardeşliğini ortadan kaldırmakta. Bu durumdan bizi kurtaracak tek reçete de yine oruçtur.  Karakoç bu konuyla alakalı da şöyle der; “Ölüme doğru koştuğu bu son çağlarda İslam toplumu tam ölmemişse ve hala yaşıyorsa, bunu, gelip gelip dirilten ramazanlara borçludur geniş ölçüde.”

Sözgelimi kilometreyi sıfırladığımız bu mübarek aylar sayesinde bir arada durabilmekte ve bağlarımızı kuvvetlendirebilmekteyiz. Tabi;  burada Üstadın kitapta sorduğu soru akla gelmekte : “ Oruç ayı çıkarken, sahip olduğumuz dünya ile oruç ayına girerken bu işleme uğrattığınız dünya arasında ne büyük fark var? Daha doğrusu bu iki dünya, bu iki dünya kavrayışı ve tasarımı arasında ne kadar büyük fark olursa, sizin orucunuz o kadar verimlenmiş bir oruçtur.”

Olan durum ile olması gerekeni karşılaştırdığımızda, “ Ayasofya’nın avizelerini bu ramazanda da ısıtamadık; bunu unutmamalı.” Sözü kitaptan aklımıza gelmekte. Vücut ruha doğru yönelmediği durumda ölüme razı oluyor demektir. Olan durum ruhsal dünyaya tam olarak ulaşamadığımızı bize göstermekte. Üstadın 1964 yılında yazdığı yazılarda değindiği problemler, o kadar zaman geçmesine rağmen hala değişmemiş, bilakis daha kötü bir hale gelmiştir. Hâlbuki “Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilan için verdiği bir savaşın adıdır.” Biz bu savaşın tam olarak neresindeyiz buna bakmak gerekli.

Üstad, “Samanyolunda Ziyafet “ adlı derlenmiş eserinde orucun öneminden ve varoluşsal problemlerimizden bahsettikten sonra bayrama değinmekte.” İslam’da bayram, bütün Müslümanların ruh ve eşya zenginliklerin, ruhlarının deniz gibi incileriyle gökyüzü çiçeklerini sergileme ve bu sergide bir tek ruh ve bir bütün haline gelmeleridir.” Bayram,  kutlu yolculuğun sonunda tekrar dünyaya dönerken, yaşadıklarımızın bize vermiş olduğu mutluluk kutlamalarıdır. Bu kutlama ile birlikte tekrar dünya hayatına geri dönmeye başlarız. Fakat çevremizde yaşanan bu kadar acı ve keder içerisinde bayram etmekte zor bir hale gelmekte. Bayram üzüntü ile uğurlanamayacak bir emanet olarak karşımızda dururken bunu gereğince eda etmemek bize yakışmaz bir davranış olur. Üstadın kitapta da ağırlık verdiği nokta da budur. Bayramlar olmasa bizim aslında bulunduğumuz tablonun pek de iç açıcı olmadığını bize göstermeye çalışır. Sezai Karakoç bundan yaklaşık 70 yıl önce yazdığı metinden bir alıntıda birkaç değişiklik yaparsanız hala değişmeyen aynı şeylerin olduğunu göreceğiz.

“Kıbrıs’ta ve daha birçok İslam ülkesinde İslam kanı akarken, çocuklar anasız babasız kalırken, İslam ülkelerinin her yanını sarmış sefalet, açlık, ruh ve ahlak yıkıcılığıyla savaşmanın gerçek ve temelli imkânlarından mahrum bulunulurken, Mevdudi gibi İslam liderleri, Allah’ın insana hava ve su gibi bahşettiği hürriyetlerinden mahrum yaşarken ve hepimiz, geceleri uykumuzu kaçıran ve rüyalarımızı tekeli altına alan “altın ülke” idealinden uzakta, çok uzakta adeta bir yer altından notlar hayatı yaşarken, yine de bayramdan başka tesellimiz ne olabilir?”

Oruç ve ramazanla alakalı yazılardan oluşan kitap, ramazan ayı içerisinde mutlaka okunması ve okutulması gereken bir eser olarak listeye alınmalıdır. Dini açıdan gerekli bilgisine herkesin sahip olduğu ibadet olan orucun varoluşsal açıdan bize sağladığı katkıları bu kitapta görmekteyiz. Bundan dolayı kendi varoluşunu sağlamaya çalışan kişiler için, Müslümanca duruşa giden yolda duvarın bir tuğlası mesabesindeki kitap olarak kendisini bize açmaktadır.

Vesselam…

Reklamlar

One comment

  • Kitabın çocuk ve ramazan ilişkisini ele aldığı bölümleri en çok hoşuma giden yerler olmuştu. Oruç hadisesinin çocuğun babaya bakışını nasıl normalleştirdiğinin Hristiyan teolojisi üzerinden ifadesi çok ilginç bir yaklaşım.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s