Olmak Cesareti


İçsel yaşamlarımız bile sıradışı bir şekilde birbirine benzemeye başladı. Kitle iletişim araçlarının kullanımının yaygınlaşmasıyla kolaylıkla dayatılan küresel basmakalıp yaşam biçimlerinin kabul görmesi sonucunda herkesin aynı şeyleri hissediyor olması bir yana, bunun temel sebebi, insanların ne hissettiklerine dair yalnızca yüzeysel bir bilgiye sahip olmalarıdır. İnsanlar “Çin, doğuda bir yerde” demek kadar belirsiz bir ifade kullanarak “iyi” ya da “berbat” hissettiklerini söylüyorlar.

Hızla geçen izlenimler, tanımlanmamış duygulardan bir denizin

üzerinde yüzen anlamlar yanılsaması. 

Öte yandan hissiyatımıza dair farkındalığımızla birlikte birbirimizle derin kişisel konular hakkında iletişim kurmamızı sağlayan dili de yitirdik. Bu durum günümüz modern dünyasında hissediyor olduğumuz yalnızlık halinin de sebeplerinden biri. Örneğin kişisel hisleri iletmede mühim bir yeri olan “sevgi” kelimesini ele alalım. Bu kelimeyi kullandığınızda konuştuğunuz kişi romantik Hollywood filmlerindeki sevgiden, popüler şarkıların “ben aşkımı seviyorum, aşkım da beni” tarzındaki sözlerinden, bir cinsel dürtüden ya da daha pek çok şeyden bahsettiğimizi düşünebilir. Aynı şey teknik olmayan alanlardaki hemen her kelime için geçerlidir: “gerçeklik”, “özgürlük”, “benlik”… Lakin teknik konulara dair kelime haznemiz neredeyse mükemmeldir, hemen her erkek otomobil motorunun parçalarını eksiksiz sayabilir. Fakat iş kişiler arasında anlamlı ilişkiler kurmaya geldiğinde dilimizi kaybederiz.  Tökezleriz ve neredeyse işaret diliyle anlaşmaya çalışan sağır ve dilsiz insanlar gibi soyutlanırız.

Sağlıklı bir iletişim kuramamamızın bir diğer sebebi de kendimizi bir nesne olarak algılamamız. Kendimize dışarıdan bakıp nasıl göründüğümüz ve nasıl görünmemiz gerektiği üzerine düşünmeli fakat bunu bir reklam unsuru haline getirmemeliyiz. Birçok insan, davranışlarının değerini davranışın kendisiyle değil de bu davranışın nasıl karşılık gördüğüyle ölçüyor. Davranışının beklediği şekilde karşılanmadığı her seferde kişinin memnuniyetsizliği artıyor ve artık kendisini özgürce ifade eden bir birey olarak yaşayıp davranmaktansa oyuncu olma eğilimine kapılıyor.

En nihayetinde, günlük bildik ilişkilerle durdurak bilmeden başımıza gelen dikkat dağılmalarından, telaş ve dayatılan teşviklerden kaçınıp, kendi içsel yaşamlarımıza dönerek, bütün bunları net içsel bir yaklaşımla tahlil edip, Kierkegaard’ ın garip ifadesiyle “kendimizi seçmek” zorundayız. Ancak bu şekilde sağlıklı bir benlik bilinci oluşturulup, varoluşsal bir bütünlük kazanılabilir.

*J. G. Ballard – Öteki Dünya s.108

Reklamlar

2 comments

  • Yazınızı çok beğendim, kelimesi kelimesine katılıyorum. Uzun zamandır bu durumu farkediyorum. Popüler kültür denen şey kendi kültürümüzü, davranışlarımızı ve hatta düşünce sistematiğimizi bile ele geçirmiş durumda. Ortaya aynı şeyleri yapan, aynı şekilde düşünen, aynı şeylerden hoşlanan bir güruh çıkıvermiş. Aklıma şu geldi yazınızı okurken. Üniversite yıllarında tartışma yaptığımız bir ders vardı. Hocamız derse gelmeden önce en azından ders kitabını bari bir kez okuyup konuya vakıf olarak gelmemizi isterdi. Çoğunlukla da okurdum ve derste de konuşurdum. Ama farkettim ki kitabı okuyup gidince özgür düşünemiyorum, tabiri caizse yaratıcılığım ölüyor. Doğru cevabı biliyor olmak, olması istenen sonuçları vermiyor yani her zaman, beyin fırtınası yapamıyorsunuz çünkü beyniniz doğru bildiğinize kanalize olmuş. O yüzden bazı derslere bilerek okumadan giderdim ki, yeterince saçmalayabileyim, ortaya farklı bakış açıları çıkabilsin 🙂 Günümüzde yaşadığımız şey de birebir aynısı aslında. Ama bilmemek riskini sosyal yaşamımızda almaya korkuyoruz galiba. Ve bilgiyi de bahsettiğiniz gibi sosyal medya vb. kitle iletişim araçlarından alıyoruz artık ve herkes neredeyse birbirinin aynı hale dönüşüyor böylece.

    • Teşekkür ederim.Örneğiniz üzerinden ciddi noktalara temas edebiliyoruz, evet.Ne yazık ki, bizler bugün “öğrenmek” halinden ziyade “bilmek” haline odaklanmış bulunuyoruz.Şu halde elbette ki belirttiğiniz gibi bilmemek durumundaki risk fazlasıyla korkutuyor.Ve elbette ki “konfor”, vazgeçilmezimiz… Bu noktaya geldiğinde, bilginin mahiyetini sorgulamakla işe başlanılabilir belki.
      Öte yandan mahremiyetin yitirilmesinin -ki herkesin aynı şeyleri hissediyor olmasından duyulan huzurluğun sebeplerinden biri de insanların birbirlerinden bu derece haberdar olmasıdır- ve herkesin aynı şeyleri hissediyor olmasının vermiş olduğu huzursuzluk, herhangi bir şeye dair bir şaheserin yapılabilmesine imkan veren kişisel hermenötik seçeneklerin meşruiyetiyle frenlenebiliyor ve böylece bu huzursuzluğu en azından daha katlanılabilir sınırlara çekebiliyoruz.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s