Uçurumun Kenarında 8


Mor yılan son kozlarını oynarken soluk soluğa kaldı. Karşısındakine elindeki kartları göstermekten ya da hissettirmekten çekiniyordu. Kalbinin içini ab-ı hayat değil cıva dolduruyordu şu sıralar. Ne olacaksa olsun diyerek gözlerini kır saçlıya kaldırdı. Yanardağının kükreyişle etrafa saçtığı lavlar, bir rüzgârın ( hafiften) asılmış çamaşırlara değdiğinde elbiselerin hatlarını oynatması gibi yanağının çizgilerini yerinden oynattı. Nasıl bir tavırla karşılaşacağı merakı, kirpikleriyle uzun tırnaklarını yemesine neden olabilirdi mesela. Karşısında değirmen taşı kadar açılmış gözlerin karaltısı duygusuzluğa işaret ediyordu.

Yeşil gözler hoşnutsuzca karşısındaki aynına bakıyordu. Aynındaki, eşit hoşnutsuzca bakışları görünce başta sahip olduğu dikkatini, konuya olan vukufiyetini, fazla etrafında dönüp durduğu tasvir yetisini, anlatım kurgusunu kaybetti. Dikkati, gözlerin kayıtsızlığıyla denize düşen çıpa gibi aniden kayboldu ve geminin güzergâhında durmasına neden oldu. Kıvırcık saçlının gözleri hoşnutsuzluğun sınırında artık bıktım. Seninle vaktimi niye harcıyorum. Senin vaktin sayılı, sayı ise geriye sayıyor ondan geriye sayarken bazı sayıları atlasam ne olur ki, der gibi bakıyordu. Sessizliğin çelik gagaları zümrüt gözleri oyuyordu. Elin giderek kolu aşağı itmek için indiğini görünce yapraklarından birini daha kopardı peygamber düğmesi. Ağzından dayanamayarak, bütün dikkati dağılmış bir vaziyette “ben senin aynanım, o kolu çekince aslında kendini boğazlayacaksın. Zaman ve zeminde aynın olan aynanı kıracaksın fütursuzca.” lafı çıktı.
Kıvırcık kır saçlar uzun, amaçsızca anlatılan her hikâyedeki gibi tasvirlerin fazlalığını atmak için otomatiğe bağlamış doğayı izlemeye koyulmuştu. Eski günlerde yaşadıkları aklına istememesine rağmen hoş bir gevşemeyle sökün etmişti. Sanki kendini o günlere sahipmiş gibi hissediyordu. Beyninde, oyun hamurunu yoğuran çocuk misali bu görüntüleri yoğurdu. Nihayet en fazla sevdiği işi yapmaya başladı, karşısındakini nasıl öldürmek istediğine dair düşünceler aklına hücum etti. Bunu ne tarzda yapmıştı önceden. Bir defasında güvercin kanadı gibi açılan ellerini dolamıştı boğazına, bir keresinde bıçağı davul sesini andıran bir ses çıkararak saplamıştı boynuna, bir kez de burnunu kırmıştı diz kapaklarıyla, yerlerde tekmeleyerek kaburgalarını ufalamadan önce, hepsinde de nefesindeki heyecanı saklamaya çalışan bir yeni yetme gibi hissetmişti kendini. Şimdi elindeydi. Ellerinin arasında bir yaşam, canı istediği zaman sıkarak öldüreceği bir sinek kıpırdanıyor, kıpırdadıkça da elini gıdıklıyordu. Fakat son sözler, kıvırcık saçlıya bunu nasıl yapacağını değil nasıl yapması gerektiğini ihtar etti. Heyecan terlerini gizlemeye çalışan soğuk bir gülümsemeyle” birazdan sen ortadan kalkacaksın, bense hiç rahatsız olmayacağım”, dedi.

Hırslı ve ümitli yılanın pulları döküldü, hamam böcekleri beyaz saçlar arasına kaçtı. Her şey eski haline döndü. Hayatın içinde gerilen, üzerine yerleştirilmiş silahlarla ölümü arzulayan siyah gökkuşağındaki kılıçların çelik soğukluğu ciğerlerini parçaladı.

Ne olacak yollu durgunluğun ardından kır kıvırcık saçlı havaya işaret etti. Ateş böcekleri ışıldamayı kestiler vaktin doldu.
Karanlıkta gençleşmiş surat, ihtiyarlamış aydınlığa çıktı.

Reklamlar

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s