Tarif, Tanım ve Tanrı Üzerine


Tarifler ne zordur değil mi? Bir şeyleri tarif etmek, tanımlamak ne zordur bir kez yapmaya kalkıştığınızda. Hele ki tarif etmeye, tanımlamaya en azından açıklamaya ve anlatmaya çalıştığınız şey bir ilahiliğe bir kutsallığa, bir görünmezliğe dayanıyorsa eğer. Bu yüzden ”tarifi mümkün olmamak” deriz. Bu yüzdendir ki “kelimeler kifayetsiz kalıyor” deriz.

İnsan doğası gereği bilmek(merak) ister. Bilmek bu sayede bir şeylere anlam yüklemek ister. Sonra da tanımlamak, tarif etmek ister bu bildiklerini zannettiklerini bazen bir, bazen birkaç cümleyle. Ulaşmak ister bilinmeyene ve onu bilinir kılmak ister. Bu sayede kendini var kılmak “var olmak” ister. Bilinmeyeni bilmek, görülmeyeni görmeye çalışmak, her şeyden hiçi, hiçten her şeyi çıkarmaya çalışmak nadide çabalarıdır insanın şu âlemde.

Öyle anlar vardır ki bir gün gelip anlatmak isteriz bazen fakat anlatmaya çalıştığımızda kurduğumuz cümlelerin toplamından aslında anlatmak istediğimizi hiç de anlatamadığımızı fark ederiz. Ne biz anlatabiliriz hal böyle olduktan sonra; ne de karşımızdakinin anlamasını bekleyebiliriz. Karşımızda kimse anlamsız gözlerle bakar bize “ne demeye çalışıyor bu deli” diye içinden de geçirebilir zira. Tek bir şartı vardır karşındakinin seni anlamasının kurduğun karışık, aslında bir şey ifade etmeyen cümlelerinden. O da yaşanmışlık şartıdır. Aynı anı, aynı hissi, aynı tanımlanamazlığı/tarif edilemezliği de karşındakinin yaşamış olma şartı. Bu yüzdendir deriz “anlatılamaz yaşanır” diye. Senin durumu ifade edemediğin karışık kaallerin ancak aynı durumu yaşamış bir hal ehli tarafından anlamlandırılabilir ancak.

Yine “öyle anlar” gibi öyle hisler, duygular vardır ki ilahi, aynen bu şekilde iş sözcüklere kaldığında anlatamadığımız. Mesela kutsallar, ilahi olanlar böyledir işte. Bir şey ilahi ise eğer anlatılamaz yaşanır. Yani insanın bilgisinin sınırını (beş duyu + akıl) aşıyorsa eğer. Bu nedenle ona “aşkın” da deriz. Bu yüzdendir insan anlatamaz aşkın/ilahi/kutsal olanı, bu yüzdendir yaşar sadece. Bu nedenle dinde ilahi olan (kuru kuruya)bilmek değil yaşamak değil midir? Kaal ehli değil hal ehli bir mümin olmak değil midir önemli olan? Ancak böyle olan din ilahi bir din değil midir?

Öyle anlar… öyle duygular… öyle hisler… ve öyle zamanlar olur ki anlatamayız ancak yaşayabiliriz demiştik. Mesela en basit olarak mutluluk ve huzur hislerinde bunu görebiliriz. Nedir mutluluk, nedir huzur? Diye sorsak insanlara cevap olarak değişik tanımlar/tarifler vb. alacağımız aşikâr. Ortaya kişi sayısınca tanım çıkmakta zorlanmayacaktır. Ancak bu cevaplar mutluluk ve huzur’un tanımıdır diyebilir miyiz? Diyemeyeceğimiz de aşikâr. Ancak bu cevaplar mutluluk ve huzur hissedildiğinde varlığa gelenlerdir, ortaya çıkanlardır. Ama hiçbir zaman “mutluluk”un kendisi değillerdir. Hatta mutluluk kelimesinin herkes tarafından kabul edilmiş tek bir tanımı olsa bile herkesin mutluluğu bu şekilde yaşadığından emin olabilir miyiz ve bu şüphe çalınmışken kalbimize hala tek mutluluk tanımından söz edebilir miyiz?  Mutluluk bir hakikattir, tarif edilemez ancak yaşanabilir bir hakikat. Tezahürleriyse mutluluğu bilme çabamızda bilmeden mutluluk olarak adlandırdıklarımızdır. O halde mutluluk amaç tezahürleriyse araçtır diyebiliriz. Asla bizatihi mutluluk değildirler olamazlar, onlar mutluluk getiren araçlardır. Tezahürler teferruattır “mutluluk” ise hakikat. İşte bu yüzden anlatılmaz yaşanır. Aksi halde hakikat deryası için teferruat denizinde boğulmuş oluruz.

Aynı mutluluk ve huzuru tanımlayamayışımız gibi Tanrı’yı tanımlayamayışımız da böyledir. Bu yüzdendir Tanrı’yı tanımlamaya çalışıp tanımlayamayışımız. Bu yüzden değil midir O’nu hep olmayan olarak tanımlamaya çalışışımız? Eli, gözü, yüzü, çocuğu olmayan; denk olmayan, benzemeyen, münezzeh olan; her yerde ama hiçbir yerde olan… Ama dokunan, gören, seven ve her zaman fail olan. Ya da hep sıfatlarıyla tanımlamaya çalışmışızdır O’nu:  semi, kudret, basir, tekvin, ilm… Tanrı’ya karşı olan tarif ve tanımlarımız bu tarzlardan öteye geçemez. Yaradan deriz O’na. Ama sonra arkasından aklımıza “yaradan ne?” sorusunun çalınmasını engelleyemeyiz. Bir süre, bir asır, bir ömür düşünürüz, düşünüp dururuz ama “yaradan”a tekrar “Tanrı” demekten kendimizi alamayız. Aslında hakikat tam da budur: O’ndan başlamak ve O’na dönmek sonunda. Yaradan Tanrıdır; Tanrı yaradandır dairesinin içerisinde, çabalamaya çalışmak, anlamaya çalışmak, dönüp durmaktır hakikat… Öylesine dönmek ki dönerken âşık olmak… Peki, hakikat nedir?

Tanrı tek hakikattir âlemde. Bu yüzden demez mi Fuzuli “ Aşk imiş her ne var âlemde, ilm bir kıyl-u kaal imiş ancak” diye. Ancak ilimsiz aşkı/hakikati bulmanın imkânsızlığı da aşikârlığını korumaktadır hala Hz. Âdem’den bu yana. Çünkü ilm kendini bilmektir. Kendini bilmeyenin okuduğu/çabası bu yüzden nicedir. Nitekim eşyanın isimleri öğretilen Hz. Âdem bu ilmiyle (hakikat) olmamış mıdır meleklerden üstün. Çünkü kendini bilmeyen daha ne bilsindi ki?

Tanrı/hakikat tanımı/tarifi tek bir tanıma/terime sığdırılacak anlatılacak gibi değil keza. Bu yüzdendir ciltlerce eserler yazılmıştır yüzyıllar boyu sırf O’nun için, sırf O’nu anlatmak için, sırf Tanrı için. Ve hala da devam etmektedir insanoğlunun çabası. Her ne kadar denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa dahi Tanrı’yı anlatamasak/tarif edemesek/ tanımlayamasak da; çabalar insanoğlu. Çabalamak hem zorunlu hem de gereklidir de zaten; çünkü önemli olan tarifte, tanımda değildir; çabanın kendisindedir. Tarifler/tanımlar değişkendir çünkü. Tarif edenden edene; tanımlayandan tanımlayana değişir. Fakat tek hakikat için, hakikati/aşkı aramak için insanın ortaya koyduğu çaba değişir mi? Çabalar değişir lakin kastettiğim çabanın zatıyla kendisinin değişmezliği. Tanrı’yı anlamlandırmaya çalışan insanın çabasının değişmezliği.

Reklamlar

3 comments

  • gayet güzel bir yazı İlknur Hanım, elinize sağlık.

    “Bu nedenle dinde ilahi olan (kuru kuruya)bilmek değil yaşamak değil midir? Kaal ehli değil hal ehli bir mümin olmak değil midir önemli olan? Ancak böyle olan din ilahi bir din değil midir?” bu ifadeler yazının genel anlayışına uygun düşmemiş bence, çünkü asıl önemli olan insanın hem doğruyu bilmesi hem de ona uygun amel etmesidir. ayrıca yazıda kutsal ve din; aklı aşan şeyler olarak ifade edilmiş ancak varolan herşeyin ontolojik olarak kutsal (en kötü ihtimalle nötr) olduğunu savunan bir düşünce geleneğine ve aynı zamanda din, kutsal ve inanç hakkında akla vurgu yapan birçok ayeti içeren bir Kitap’a sahibiz. ki zaten yukarıda alıntıladığım ifadelerden sonra eksik gördüğüm vurguları yapmışsınız, böyle bir durumda yazının genel vurgusunda bir eksiklik olmaması için tarif, tanım ve Tanrı hakkında görülen tutarlılığın din, kutsal ve akıl kavramlarına da yansımasının yazıyı daha da güzel kılacağına inanıyorum. selametle kalın..

    • Bilmek (geleneğimizde de çok tartışılmıştır iman mı öncedir bilgi mi diye) en başta geleceğinden insan bilmeden gerçeği ve doğruyu yaşayamaz, bilmeden yaşadığı gerçeklik olmaz; sadece bilmesi de bir işe yaramaz bu yüzden parantez içerisindeki “kuru kuruya” ifadesini bunun için koymuştum ama tam ifade edemedim sanırım.

      Benim oradaki ifademde kastettiğim (paragrafı başından okursak)tek başına bilmenin yetersiz olduğu ancak ve ancak (bu bilginin) yaşanmakla anlam kazandığı ve sınırlı olan aklımızla bildiklerimiz de sınırlı olacağından kutsallığın ve aşkınlığın ancak içimizdeki başka bir yönle: bizi kuru kuruya bilmekten öteye, yaşamaya kadar götürebilecek bir yönle anlaşılması gerektiğiydi. Bu anlamda yaşamak üzerinde daha çok durduğumdan sanırım ifadelerim eksik kaldı. Yazımı tekrar okuyunca fark ettim, tırnak içerisinde aldığınız ifadelerim yazının genel anlayışına uygun düşmemekten ziyade daha geniş kapsamlı tahlile ihtiyaç duyduğundan benim birkaç cümleyle geçiştirmiş olmam size böyle hissettirmiş olabilir.

      Tabi ki “asıl önemli olan insanın hem doğruyu bilmesi hem de ona uygun amel etmesidir” ama bilmek olmadan amel olmayacağından, yaşamak ancak en başta bilmenin verdiği bir bilinçlilik haliyle olacağından ve bu noktada bilmek işin en başı ve yazımda asıl anlatmak istediğim bir nokta olmadığından üzerinde fazla durmadım.

      Var olan her şey kutsal mı bilmiyorum ama benim burada kastettiğim olağan her şeyin sahip olduğu kutsallığın da ötesinde ilahi olanın(Tanrı’nın) bizzat kendisinden kaynaklanan bir aşkınlıktı. Ve benim bu kastettiğim sınırlarda sidret’ül-münteha ve sonrası gibi ne aklın ne madde ne de zamanın tesirinin olabileceği ve anlam verebileceği bir yerdi (ki böyle bir alanın varlığından geleneğimiz derince söz eder); aklımızla ne kadar uğraşırsak uğraşalım kavramayacağımız ancak imanla/aşkla anlayacağımız bir yer..(Mesela Kabe’nin etrafında güneş tepeden dimdik açıyla bastırırken insanların dönmesini hiçbir akli gerekçeyle açıklayamayız ama ancak ilahi bir aşkınlık olan iman ile açıklayabiliriz sadece.(akıl ve bilgi burada sadece ‘imanla açıklamaya yarar’, “imanı kemaliyle açıklayamaz”) Bilgi ve akıl tabi ki çok önemli nimetler bizim için ama ikisinin de erişemeyeceği sadece kalplerin ve gönüllerin aşkla ve imanla erişebileceği yerler var. Ben de daha çok bunun üzerinde durdum. Ve ilahi özelliğe sahip gördüğüm bir kaç durumu örnek verdim.

      “…yazının genel vurgusunda bir eksiklik olmaması için tarif, tanım ve Tanrı hakkında görülen tutarlılığın din, kutsal ve akıl kavramlarına da yansımasının yazıyı daha da güzel kılacağına inanıyorum”.
      Ben bu kavramlar arasında bir tutarlılık ilişkisi olsun diye yazımı ele almadığımdan din, kutsal ve akıl kavramları arasında da bu tür bir ilişki kurma ihtiyacı hissetmedim.

      Bakış açınızdan edindiğim katkılarınız için teşekkür ederim.

      Düşüncelerimi kısa cümlelerle ifade edemediğim için kusura bakmayın 🙂
      Selametle…

  • kusura bakmayın bazı aksaklıklardan dolayı cevabım gecikti. est, iyi ki uzun cümlelerle ifade ettiniz çünkü bu yorumunuzun yazıyı daha bir açıklığa kavuşturduğunu söylemeliyim 🙂 özellikle şu ifadeniz: “(akıl ve bilgi burada sadece ‘imanla açıklamaya yarar’, “imanı kemaliyle açıklayamaz”)” est, yazı için asıl ben teşekkür ederim size. selametle kalınız..

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s