Din-Devlet Ayrımı


-Siyasi Soruşturma  4-

Din deyince neleri kastettiğimiz önemli. Din ahlak mıdır, ibadet midir, hukuk mudur, yok sadece ahiret işi midir, dünyaya bakan yönü de var mıdır, ya da ne kadardır?

Din derken, Yahudiliği kastediyorsak eğer, din hukuktan ibaret oluyor. Hukukun gerektirdiği kadar ahlaklı olursunuz. Dünya din hukukuna bağlı olmalıdır. Dünya katı bir hukuk disiplini, çok defa acımasızlığına bağlı. Ahiret flu bir şey, net değil. Ama bu dünya güzel olmalı.

Din derken, Hristiyanlığı kastediyorsak eğer, ahlak her şeydir. Hukuk ahlaka yakın olmalıdır, yumuşak olmalıdır, hatta olmasa bile olur. İbadete ne gerek vardır. Ahlak her şeye yeterdir ve artardır. Ahiret için endişelenmemelidir, Kurtarıcı görevini yapacaktır.

Din derken, Hinduizmi kastediyorsak, “karma” her şeydir. Her kast kendi içinde kalmalı ve kendi işini yapmalıdır. Ahiret diye bir şey yoktur. Ölsek de döneceğimiz yer burasıdır. Kastın getirdiği, kurallara uyulmalı, ahlaklı olunmalı, iyi davranılmalıdır ki, bir sonraki hayatta şanslı olup bir üst kasta geçilebilmelidir.

Din derken İslâm’ı kastediyorsak eğer, dünya ahiretin tarlasıdır. Dünya olmadan ahiretin anlamı olmaz. Ahiret yoksa bu dünyada nizam kalmaz. Ahlak önemlidir, her birey evet, ahlaklı olmalıdır. Ama yetmez, hukuk da lazımdır. İbadet kişi ile Rabbi arasındadır. Ancak ahlak ve hukuk, Rab-kul ilişkisine bağlı olarak toplumu da düzenler.

***

Şöyle bir şey var: İslam, “illa da bir devletim olsun” demiyor. Sadece “şu şu konulara dikkat edin” diyor. “Dünya işini siz daha iyi bilirsiniz” diyor.  “Nasıl yaparsanız öyle olsun” diyor. Ancak, dini yok sayan, ona saygısı olmayan bir devlet, elbette hiçbir dinin ve mensuplarının hoş görebileceği bir şey değil.

Din ve Devlet ayrımı, tabi bir şey… Din işleri ve dünya işleri muhteva ve yöntem bakımından nasıl farklıysa, aynı farkı dinin ete kemiğe bürünüşü ve devlet işlerinde de görmek mümkün. Bir kere “bir dinin” devleti kurulursa, “bir dinin mensupları” muhatap alınmak durumunda kalınacaktır. Bu durumda, diğer dinlere mensup kişiler bu din devletinin diniliğine su katacaktır; öyle ya, onlar ya dinsiz, ya da kafirdirler!

Geçmişteki tecrübelere dayanarak, İslam dininden türetilecek devlet modelleri için adil/her dinin mensubunu gözeten bir yapıdan söz edebiliriz belki.

Peki ya diğer dinler? Din ve devleti birbirinden ayırmazlarsa İslam’a ve diğer dinlere adaletle muamele edebilecekler mi?

Sanmıyorum…

İsrailoğulları ortada; kurdukları devlet terör üretiyor.

Hint dini akıllara zarar kast sistemi türetmiş, hala koruyor. Ona çareyi, dinle devleti ayırmakta bulmuş bulanlar; iyi de etmişler.

Hristiyanlar, ahlak-sevgi derken, dünya işlerine yeterince önem vermemenin karmaşasında laiklikle orta yol bulabilmiş.

***

Yahudilik, Hz. Yakub ailesinin dini olarak başlıyor. Daha sonra bir Mısır tecrübesi yaşanıyor.  Fakat orada mazlum durumuna düşüyor, İsrailoğulları. Çıkmak durumunda kalıyorlar. Sonra uzun yıllar kendi devletlerini yönetiyorlar. Homojen-tek dinli bir toplum. Daha sonra sürgün dönemleri var. Bu dönemde hep ezilmişler ve farklı din mensuplarına hoşgörülü bir hukuk oluşturacak durumları olmamış, besbelli. Sonraki asırlar boyu, o sürgün yıllarının kiniyle bilenmişler.

Hristiyanlık, Yahudi toplumu içinde bir ıslah hareketi olarak doğuyor. Ama tahammülsüz Yahudiler anlayıp dinlemeden, Hz. İsa’nın canına kastediyorlar. Sonraki Hristiyanlar, evet hoşgörülü. Ama sadece hoşgörü, dünyanın idaresine kafi gelmiyor. Bir devlet sisteminden mahrumlar. Roma modelini biraz ehlileştiriyorlar, o kadar. Devlet sistemi noktasında Roma geleneklerinin altında kalıyorlar!

Müslümanlar, baskı dönemi yaşıyorlar. Baskı ve zulüm nedir biliyorlar. Daha sonra özgür devlet tecrübeleri oluyor. Bu devletin daha kurulurken sahip olduğu jeo-stratejik konum, demografik yapı çok hukuklu bir zemin. Ve temeller Hz. Peygamber -sa v- hayattayken, bizzat O’nun tarafından atılıyor.

Buradan bakılınca İslam farklı din mensuplarına muamele ve onların hukuku konusunda daha ilk doğuş sürecinde geniş imkan ve ufuklara sahip bir din olarak çıkıyor.

Reklamlar

10 comments

  • Cok yerinde ve guzel tespitlerin var, ayni zamanda yazi cok berrak. Kalemine saglik.

    Yalniz bir noktayi sormak isterim: Soyledigine gore Islam degerleri tesis ediyor ve bunlarin surdurulmesini istiyor. Devlet olsun yada olmasin. Peki dunyada bu degerlerin temini icin, vahyin ‘soz sahibi’ olmasi gerekir mi? Yoksa bireysel plandaki inancin kuvvetiyle mi bu degerlerin (herhalde basta adalet gelir) islev gormesini beklemek lazim?

    • Aslında bu soru çok yerinde olmuş, üstad. Adalet konusunda ayrıca bir yazı düşünüyordum, yani “İslam’a göre bir devletin temel değerleri neler olabilir” gibisinden. o konu biraz daha olgunlaşmadan net bir şey söyleyemiycem.

      Vahyin söz sahibi olmasına gelirsek; aslında olgunlaşmış bir mümin vicdanının söyledikleriyle, nirvanaya ermiş bir aklın söyledikleri ve vahyin söyledikleri çok uzağa düşmeyecektir gibi bir fikir var zihnimde. Söz gelimi, yahudilerin 10 emirinde yazılı şeyler, insanlığa ait dinlerin hepsinde kötü olarak biliniyor. Bir ateist de yalan söylemek, kendine ait olmayan bir şeyi çalmak vs. gibi konularda farklı düşünmez. yani temel yasaklar konusunda insanlık hem-fikir.
      Bir müslümana devlet teşkilatı imkanı verilirse bunu vahye dayandıracaktır, pek tabi. Yalnız diğer dinlerin ve din mensuplarının da muvafakatını almak durumundadır; huzur istiyorsa. Bu noktada Medine vesikası “dinler üstü bir anayasa” gibi değerlendirilebilir.
      Bilmem, diyebildim mi..

  • Çetrefilli bir konu bu konu; cesarette istiyor çok zaman… Kısa kısa verilen analizler anlaşılırlığı ve mecranın varmak istediği noktayı gösterir nitelikte… Hasılı kalemine kuvvet, güzel bir yazı abi…

    …”Şöyle bir şey var: İslam, “illa da bir devletim olsun” demiyor. Sadece “şu şu konulara dikkat edin” diyor.”…diye başlayan …” öyle ya, onlar ya dinsiz, ya da kafirdirler!”… cümlesiyle son bulan yaklaşımların biraz daha sorgulanması kanaatindeyim. Zira Selman Farisi’yi hepimiz biliriz: “İslam tuvalete girip çıkmaktan tutunda hayatın her alanında söz sahibi olan bir yaşam tarzıdır.” Söz konusu İslam ise yaşam tarzıdır evet… Bugün ideoloji denilen şeyler yaşam tarzı sunuyor kimi ekonomide, kimi şurda burda; ama mutlak nokta yaşam tarzı sunulmasıdır… Bu yaşam tarzları giyim, kuşam, düşünce dünyası vs. hayatın hemen her köşesinde yerini bulabiliyor ideolejisine göre… İslam bir ideolojidir cümlesi sıcak bir cümle gelmese de müslümanlık bir yaşam tarzıdır cümlesi aynı zamanda İslam dininin bu yaşam tarzının kaynağı olduğunun açık ifadesidir. Kaldı ki bizler kabullenmesek de bugün dışarıdan hayatına İslam’ı hakim kılmak isteyen insanlar için İslam’cı deniyor. Bu İslamcılık ifadesinin içi boş değil; devlet, iktisat, kültür sanat her şey var işin içinde… Hasılı İslam dini devlet ve devlet yönetimine dair söz söyleyen bir dindir. Gerçekten İslam’ı özümsemiş İslami bir devlet ve halkı kafir ayrımını yapacaktır belki; ama onları toplum dışına itmeyecektir. Misal , Asr-ı saadet, Endülüs, Selçuklu, Osmanlı. Endülüs Emevi Devleti devlet olmayıp da orada yaşayan müslüman topluluğu olsaydı bugün batı literatüründe geçen “reconquista (zımmi hukuku)” olur muydu? Devletti onlar, İslam devleti… İslam’ın en temelindeki “adalet” tesisatı onları İslam devleti yaptı ve yıllarca ayakta tuttu… Bugün önümüzde güzel örnekler yok maalesef… Sanırım bu yüzden de farklı yol ayrımlarına girip girmemek arasındayız…

    • İslam’ın bir yaşam tarzından ziyade yaşam felsefesi olarak değerlendirilmesi daha uygun olacaktır kanaatindeyim. Tarz sanki biraz daha şekil ifade ediyor. Felsefe dediğimizde işin özü, esprisi (espritu/sprit; ruh) ön plana çıkacaktır.
      Bir örnekten yardım alırsam işim kolaylaşacak sanırım: Arapların kıbleye saygı anlayışıyla Türklerin anlayışını kıyaslayalım. Bir Arap ayakları tam Kabeyi hizalamış vaziyette yatıyor. Bir Türk gelip onu uyandırıyor ve kıbleye ayak uzatmaması gerektiğini anlatıyor. Genç, yüzünü kıbleye dönerek yattığını ifade ederek kendini savunuyor. Burada iki milletten, iki ferdin, iki farklı bakış açısı var. Kaygı ortak: “Kıbleye hürmet.” Yani kullar olarak biz hesaba çekilirken, “niye kabeye ayak uzattın”, ya da “niye yüzünü kıbleye dönmedin” gibi soru önermelerinden ziyade, “niye Kabe’ye hürmet etmedin” gibi bir soru önermesi tercih edilecektir sanırım.
      İslam’a ideoloji demek, yaşam tarzı olarak ifadelendirmekten daha dar hatta kötü bir adlandırma olacaktır. İdeolojiler, insan zihninin kurguladığı felsefi sistemlerdir. Doğrudur, adına İslamcılık denen bir ideoloji mevcuttur. Ama bu ideoloji yek-pâre bir şey olmayıp, kendi içinde bir çok varyantı bulunmaktadır. Hilafetçisinden tutunuz, Türk-İslamcısına; İrancısından tutunuz, Kaddaficisine kadar… Hepsinin referansları bir din ve amaçları dini hayata yansıtmakken yöntemleri arasında dağlarla fark görüyorsunuz.
      İslam’da devletten amaç dinin insanlar tarafından yaşanması mıdır, yoksa illa ki anayasanın bir yerlerine “bu devletin dini vardır, o da İslam’dır ona göre” gibi bir şey mi yazdırmaktır? İran ve Suudi Arabistan örneklerine bakarak diyebilirim ki dayatılan din, (tıpkı dayatılan her şey gibi), yaşanmaz, soğutur! Bu noktada sisteminin adına Laik de dense, Türkiye toplumundaki dindarların kendi hür iradeleriyle camiye gitmeleri, başlarını örtmeleri, helal gıdayı tercih etmeleri, faizsiz bankalar oluşturmaları daha anlamlı geliyor.

      Bir hatırlatma: “Reconquista” kelimesi “zımmı hukukunu” değil, Hristiyanlarca Endülüs’ün Müslümanlardan geri alışını ifade ediyor.

  • Abi kelimeler üzerinden gidiyoruz… Analitik kritik yapılırsa eyv. tüm dediklerine; ama ben özde İslam’ın devlet nizamı olarak adaletin tesisi herkesin hakkının hukukun korunduğu adil bir din, adil bir egemen güç olduğunu vurgulamaya çalıştım… Hz. Peygamber dönemi sonrasını hatırlayalım elçiler gidiyor tebliğ yapıyorlardı; ama içlerinde öldürülenler oldu… İslam’ın yayılması adaletin tesisi taöa manasıyla gerçekleşemiyordu ve fetih politikaları başladı… İşin siyasi yanı da var tabi… Ama özde amaç din-i mübin… Evet, belki İslam ille de devletiniz olun demiyor; ama devletsiz de din yaşanmıyor. Zira yaşana tüm çekişmelerin dün de bugünde tek sebebi dindir, dini gayelerdir. İslam şiddete ve zulme savaş açmış, adaletin tesisini gaye edinmiştir. Bu anlamda İslami bir devlet olmalıdır. Hrısitiyanın da müslümanın da salahiyeti için refahı huzuru için zorunluluktur. Olmasa idi Efendimiz kurmazdı, arkadaşları kurulan devlet nizamını sürdürmezlerdi. Birileri geldi seni sıkça üzerinde durduğun başka din mensuplarının hak ve hürriyetlerine riayet etti,; birileri geldi bırak başka dinleri kendi din kardeşlerine zulmetti. Bugün için söz konusu ettiğin kimseler beceriksizler ve zalimlerdir. İslam’ı adam akıllı içselleştirmeden mahiyetini idrak etmeden ya da işlerine gelir şekilde düzenleyen dini araç kullanan zalimlerdir.
    İslam’ın ideoloji olarka benimsenmesinin sıcak gelmediğini yukarda belirtmiştim; ama seni kategorize ettiğin kimseler de İslamcılar arasında sınıflandırılıyor. Ilımlı, radikal şu bu… Aklı selim olan bir müslüman zaten böyle bir şeyi kabullenmez; onun için en güzel söz müslümanım demektir. Ama dışarıdan birilerinin yaftasıdır bu, ben öyle değilim arkadaş desek de anlatmak zor, ben bunu ifade etmek istedim… Neyse uzatmıycam (çok kısa yazdım sanki (: )

    “Geçmişteki tecrübelere dayanarak, İslam dininden türetilecek devlet modelleri için adil/her dinin mensubunu gözeten bir yapıdan söz edebiliriz belki.” demişsin abi. Bugün maalesef yok. Olması için de gayret eden yok. Dert bile değil… Dert ettiğini söyleyenler ilk namazı öğretecekleri yerde camiden nasıl uzaklaştırırız’ın derdinde… Çok insan tanıyorum onlarla tanışıp da namaz kıldığı halde sonradan namazı terk eden…. Benim gönlüm de İslamlı olan bir devlet var, İslamcı değil… Sanırım özetliyor bu demek istediklerimi…
    ******
    Reconquista konusunda haklısın abi düşündüm düşündüm birlikte yaşama hukuku, zımmi hukukuna verilen isim aklıma gelmedi… Hatırlatma için teş.ler… Madem Endülüs dedik o zamanlar halk arasındaki yaygın bir ifadeyi verelim: “Biz Müslümanların ahlâkını almalıyız, onlar da bizim inancımızı”.

    • Fatih Bey, dinin özünde bir sıkıntımız yok. Ancak dinin hayata uyarlanmasında insan vakıasına ayrıca eğilmek gerek. Zaten sıkıntı burada doğuyor. Zalim ama müslüman olunca, insanların aklı şaşıyor. Din adına zulumler yapılıyor. Ya da yapılan hatalar dine fatura ediliyor.

      “Müslümanım” demek bana kalırsa yeterli değil. Çünkü nice “müslümanım” diyen kişi, bir adım sonra diğer “müslüman kardeşiyle” (!) anlaşamıyor, derin fikir ve uygulama ayrılıklarına düşüyor. Söze bakılırsa herkes müslüman ama. bu devirde sadece müslümanım demek, bana göre bir tanım ifade etmiyor. Belki başka bir dine mensup bir kişiye karşı yeterli bir tanım olabilir. Ama müslümanlar arasında yeterli değil. (Ilımlı, radikal tarzı yamama tanımlara uzak durmakla beraber, müslüman fertler, ne kadar müslüman olduklarını, kimin/hangi cemaatin görüşlerine göre amel ettiklerini söylemeliler, ki kavga etmeden “saygı moduna” geçelim)

      İslam Devleti bahsine dönersek, şimdilik “müslüman İslam devleti olmadan da dinini %90 oranında yaşayabilir” diye bir tez atmakla yetineyim.
      (Soruşturma başlığındaki önceki yazılar beraber okunarak değerlendirilirse ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır umudundayım. Yoksa “zinhar kafir” olacaz:) )

  • yinedergi’den Allah razı olsun. böyle şeylerin tartışılmasına imkan veriyor. 🙂

    kısaca şunu söylemek istiyorum kardeşlerim 🙂

    islâmda din hiç bir şeyden ayrılmaz. dünyaya ilişkin ne varsa onu belirleyen dindir. mübâh olmayı bile belirleyen dindir bana göre. bana göre diyorum, çünkü bu konu basit bir mevzu değil. islâm düşüncesinde oldukça yoğun bir şekilde tartışılan hüsn-kubh meselesiyle doğrudan alakalı. akıl iyinin ve kötünün ne olduğuna karar verebilir mi? verirse ne kadar verir? bu soruları yanıtlamak kolay değil. genel eğilimleri de biliyoruz zaten (mutezile, eş’ariyye ve saire). ancak Allah’ın, tanrı olmak bakımından hiçbir şeyden uzak/ayrı olmayacağını düşündüğümüzde, sezar ve tanrı arasında bir ayırım yapmanın (ki laikliğin en veciz ifadesidir) islâm inancına göre anlamsız olduğunu düşünüyorum.

    • Üstadım, zaten teoride müslümanın sezar-tanrı ayrımı yapması sıkıntılıdır. Benim kasdettiğim pratikteki bir ayrım. Yani dinin işleyişi ve hayata uyarlanışıyla, devletin işleyişi farklı şeyler. Aslında bu konu güzel bir mevzu. Bir iki yazı çıkar doğrusu. “Hüsün-kubuh bağlamında din-devlet ayrımı meselesi”ni bekliyorum üstadım.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s