So what?


Düşünülmüşleri tekrar düşünmenin alemi ne şimdi?

Söylenmiş ya, bizden önce her türlüsü cümlelerin.

O halde biz neciyiz, israf mıyız yaratılışta? Yaratılış fazlası mıyız, ucuza mı verilmeliyiz bu pazarda?

Herkes düşünmüş, her şey düşünülmüş bizim için…  Ama atalarımız yapmış, ama bir takım ilahi varlıklar… Bize de bu kurulu sistemde, gölge etmemek düşer zaten…

–          “Atalarımız onu da düşünmüş, okusaydın görürdün, ah bi okusaydın…”

Sahi niye en başından başlıyoruz ki hayata? Şöyle bizden öncekilerin bıraktığı yerden yürüyüversek mesela?

Yani niye böyle her doğan bebenin yeniden okuma-yazma öğrenmesi? Tabula-rasa felan hani..

Ne gerek var da bunca bilim-kültür-felsefe var bu alemde… Tam birine vakıf olunca ansızın çekip gitmeler felan?

Niye filozof doğmaz ki bir filozofun çocuğu? İlla baştan mı almalıdır bebecik, felsefeye bir şey daha katmak için?

Niye illaki bizden öncekilerin yürüdüğü yere kadar koşmazsak olmaz ki bir şeyler?

Telaşsız bir yürüyüş, neyimize yetmez ki bizim?

Neye yetişeceğiz, kıyamete mi? Diyelim ki hepsini öğrendik bütün bilimlerin, vurduk felsefenin de dibine, başımız da göğe erdi, eee?

Ne bileyim mesela, ne bilime, ne sanata, ne tefekküre yeni şey katmasam olmaz mı?

Eski şeyleri, şöyle kendi usûlümce bir yoklasam.. Atalarımın fikreylediği bir çok şeyi, bir şey çıkaramayacak kadar cahil, toy, kabiliyetsiz bile olsam da, yine de bir yoklasam? Kendi usûlümce?

Çok mu densiz olurum?

Düşünülmüşleri düşünsem, konuşulmuşları konuşsam…

Kendim için yapsam bunu, çok mu bencil olurum?

–          “Düşünülmüşü var kardeşim, yorma kendini…”

Hakkaten çok mu günah abi ya, kendimi tutamıyorum da…

Reklamlar

5 comments

  • abicim kesinlikle söylediğin şeyi yapmaya mecburuz. platon neler üzerine düşündüyse sen de onlar üzerine düşünmek zorundasın. malzeme aynı bir defa. nasıl farklı bir şey bekleyebilirsin ki?

    ama farklı olan bir şey her zaman var. mâddede değil belki sûrette; muhtevada değil belki şekilde; içerikte değil belki formda…

    ama her birimiz ulaştığımız şeye ulaşma tarzımız bakımından farklıyız en azından.

    sihirli kelime tarz galiba…

    eline sağlık.

  • Üstadım, sen konuşunca sesini kesiyor, göldeki cırcır böcekleri bile…
    Biraz açık kapı bırak! Eleştirilmeye ihtiyacım var!

    Konuşunca “efradını cami, ağyarını mani” felan yapıyorsun, bak olmuyo bak! 😀

  • Canım bu ihtiyaç ile ilgili birşey. Düşünülmüşleri, yapılmışları; ilmi, irfanı, sanatı, kültürü zaten aynı yoldan giderek tekrar etmek tek başına bir mesele ve başarabileni götüreceği noktalar; o noktaların insanda ortaya çıkaracağı haller apayrı.. O yolda yürüyor olmak bile her bir insanın kendi varlığının yansımaları olacak yeni şeylere vesile olmasına sebep olacaktır kanaatimce. Böylece senin “mecbur muyuz kardeşim” dediğin şeyler kendiliğinden ortaya çıkacaktır çoğunlukla.. Zuhurât..

    Hem sen daha iyi bilirsin; O’na giden yollar mahlukâtı sayısıncadır..

  • Mesele O’na varmak diyosun yani… O zaman muhteva bambaşka bir mecraya giriyor. Tüm telaşelar, dünyayı kurtarırken kendini heba edişler kenara çekiliyor, dervişâne, ârifâne bir temkin ve huzur hali sükun ediyor..

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s