Toplum Görevleri ve Devlet


-Siyasi Soruşturma III-

Hac, bireysel olarak da ifa edilebilir.

Oruç, bireysel.

Ama namaz cemaatle kılınmalı; savaşta bile olunsa… Hatta tek bir imam arkasında… İki parçalı bir cemaatle bile değil! Yekpâre…

Namazın  bir ritüeli, edebi-adabı, hiyerarşisi var. Önce gelen önde durur. En faziletli olan en bilgili olan imam olur, felan…

Ordu düzeni ile namaz düzeni arasında benzerlik kurulur. Mesela safların düzenlenmesinde çok titizdir Hz. Peygamber -sav-. Öyle hemen namaza durmaz, saflar düzelmeden. Harp arifesi orduda safları teftişi belli: “geri çık” diyor sopasıyla adamın göğsüne vuruyor. Adam kısas isteyince de hemen hazır, kibirli yahut erteleyici değil. Hal ve uygulama diliyle diyor ki: “Ben sizden biriyim! Sizin gibi bir nefer. Sadece işin idaresi-düzeni kısmı benim görevim, sizinki de düzene uymak…  Aramızda bir görev taksimi var ve dağılım bu şekilde…”

***

Kuran-ı Kerim’in topluma, toplumdan birilerine yüklediği görevlere bir bakacak olursak:

Yetimlerin himayesi var. “Reşit oluncaya kadar paralarını onlara vermeyin” diyor. “Zenginseniz yemeyin, muhtaçsanız uygun olan kadarını alın” diyor. Yapılan bir işin karşılığı olarak belki.

Fakirlerin himayesi var. “İçinizden servet sahibi olanlar fakirlere yardım etmemek üzere yemin etmesin” diyor.

Bekarların gözetilmesi, bir münasip kişiyle baş göz edilmesi var.

Boşanan kadınlar için hakemlik var. Aile mahkemesi gibi bir şey… Aile koruma…

Miras taksimi var. Çok hassas bu konuda. Kişi kişi, herkesin hissesini zikrediyor. Belli ki bu konuda bir şeyler kapalı kalsa, aileler/sülaleler kendi içlerinde birbirine düşecek. Toplumun temeli sarsılacak!

***

“Kısas” var. Kısas saygın birileri tarafından uygulanmalı mantıken. Belki Kuran da böyle diyor.

“Zikir ehli” var… “Bilmiyorsanız gidin bulun onlara sorun” diyor…

***

Ekonomiyle uğraşanlar var:

“Borcunuzu yazın” diyor. “Şahitler de olsun.”

“Ticaret helal” diyor. “Ölçüyü tartıyı düzgün tutun ama”, diyor.

“Faiz olmaz” diyor. “Borç verin” diyor. “Sevabını Allah’tan bekleyin” diyor.

***

Haberleşme ahlakı var:

“Aslını soruşturaydınız ya” diyor!

“Bir kısmınız diğerlerini kötülemesin, ola ki onlar daha iyidir” diyor.

“Fasık haber getirirse soruşturun” diyor. Belli ki güvenilen kimselere, Allah da güvenebilirsiniz diyor. Şöyle de düşünülebilir: belki gelen kötü haber, getireni fasık yapmıştır!

***

Zekat görevi var. Zekat işinde çalışanlara verin diyor. Her toplumda görülmesi gereken bir vazife. Zekatın yılın belli bir zamanına mahsus olmadığı düşünülürse, bir nevi yıl boyu sürecek bir memuriyet, bizzat Kuran söylüyor.

Cihat grubu var bir de emr-i bil maruf grubu. “Müslümanlardan bir kısmı savaşa gidince, bir kısmı kalsın geride kalanlara emr-i bil maruf yapsın” diyor.

Ulu’l-emr var: söz sahibi kimse demek. İş sahibi kimse. Yani bir grubun işini gören, bir grup kimse üzerinde söz sahibi kimse.. Kabile reisi de olur devlet reisi de, cemaat lideri de, tarikat şeyhi de… Artık fert hangi konuda en yakın kimi buluyorsa kendine o…

Sonra anlaşmalar var. Diplomasi de diyebiliriz buna, iki Müslüman cemaat arasındaki kavga da, iki mahalle arasındaki kavga da, aile ve grup ifade eden her şeyi katabiliriz… Savaş da diyorsa; buna diplomatik mana vermek daha yakışıklı olacaktır. /       “Müslümanlardan bir toplum aşırı giderse diğerleri onu yola getirsin” diyor.

“Atlar yetiştirin” diyor. Bir kısım insan bunlarla uğraşmalı. Savunma, güvenlik.

***

Bu sayılanlardan bir devlet modeli çıkar mı?

Bir toplum silüeti çıkıyor belli belirsiz…

Ama kesin hatları belli ve “tek tip” değil!

Şöyle dört başı mamur bir devlet modeli yok açık açık.

Bir devlete en yakın tabirler: Ulu’l-emr, “haddi aşana toplu müdahale” ve zekat müessesesi… Bunlar da illa bir devlet ifade edecek diye anlamak, kitabı daraltmak olur.

Ama genişletilebilir pekâlâ…

Reklamlar

2 comments

  • Elzem konuların mihenk taşlarını, az ve öz bir biçimde muhteviyattan sapmadan, yazmış ve değerlendirmişsiniz. Çok faydalı buldum. Kaleminize kuvvet hocam.

  • emirim çok iyi bir malzeme sunmuşsun. evvela bunun için teşekkür borçluyuz sana.

    görebildiğim kadarıyla Kuran’ın siyaseten inşa ettiği yapıda bir metbû’ var, bir de tâbi’. bence bu, siyasetin de temelini teşkil eden insan doğasıyla gayet uyumlu bir durumu ortaya çıkarıyor. insan doğası gereği başkasına muhtaç durumdadır. nisbî ve izafî bir hali vardır yani. bu durum bütünüyle toplumsal olana da yansımıştır. illa ki bir öne çıkan olmalı diye düşünüyorum. mutlak anlamda, bir bakıma kayıtsız bir toplumu düşünemiyorum.

    unutmadan söyleyeyim. özellikle namaz hakkında söylediğin durum çok ilgimi çekmişti ilk farkettiğimde. fıkıh kitaplarında namaz bölümünde tâm ve nâkıs namazdan bahsederler. nâkıs namaz, münferiden kılınan namazı karşılıyor. günümüzü düşünüyorum da tâm namazdan ne kadar da uzaklaşmışız…

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s