Sis / Unamuno


Unamuno, İspanya’nın cins kafalarından biri.  Felsefeyle falan da baya içli dışlı bir adam. Bir çok romanı var. Bunlardan biri de “sis”. Hayatın puslu havasında yaşayan kahramanımız Augusto, sislerin arasında fark ettiği güzel kız Eugenia’a aşık olur. “Sis”, Augusto’nun Eugenia’yı elde etme savaşının romanıdır. Sürekli “savaşacağız” diyen Augusto’nun kararlı şapşallığının kurgusu, diyebiliriz belki roman için. Rosario’nun sevdiği Augusto, Eugenia’nın peşinde koşuyor. Mauricio’yu seven Eugenia ise aşkı uğruna Augusto’yu kandırıyor. Dimyata pirince giderken elindeki bulgurdan olan Augusto en sonunda yazar ile başbaşa kalır. Augusto intihar etmek istemektedir; ama yazar “ben istemeden ölemezsin” diyerek karşı çıkmaktadır. Eninde sonunda Augusto’nun sadık yari köpeği Orfeo olur.  Zira Augusto’nun hayatında halden anlayan bir o vardır. Hal sârîdir, derler ya… o kabilden…
Tadımlık:
“Ama söyle bana Orfeo, kendilerini köpek sanan insanlar olduğu gibi, siz köpeklerde de kendilerini insan sananlar hiç olmadı mı?” s.38 (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları baskısı)
“Senin bilmeden kötü olduğunu söylediğin o kadın, hem görmeyi öğretti bana, hem kör etti beni. Yaşamıyormuşum ben, şimdi ise yaşıyorum; ama yaşadığım şu an, ölmenin ne demek olduğunu da duyumsuyorum.” s.69
“Pindaros bize, Tantalos’un bütün mutsuzluklarının, mutluluğunu sindirememekten ileri geldiğini söylemiyor mu? Mutluluğu sindirmek gerek!” s.156
∗ Hadi Ensar Ceylan
Reklamlar

4 comments

  • yıllar önce yasin ağzından düşürmüyordu bu kitabı. ille de unamuno, ille de sis deyip duruyordu. çaresiz okumuştum romanı. baktım ki az bile söylemiş.

    unamuno gerçekten deli dolu bir kafaya sahip. belki çok edebi bir üslubu yok; ama her seferinde okura “nereden buldun bu cümleyi” dedirtiyor. çok keskin bir anlayışı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

    öte yandan bir kurgu üstadı. hayreti mucip şeyler bulmaktan geri durmuyor. bu bakımdan augusto’nun serüveni okumaya değer. bunun dışında “satranç ustası don sandalio’nun romanı”nı biliyorum. o da gayet zevkli bir romancık. ya da nivola 🙂

    tekrar sis’e dönersek, bu kitapta sadece olay yok. hayatı okumaya ve okutmaya çalışan bir kitap bu. bir çok yerinde şöyle bir durup düşünüyorsun. sanırım bu durum, yazarın felsefeyle içli dışlı olmasından kaynaklanıyor.

    kitabın beni en çok etkileyen tarafı, bir sis olarak kurguladığı hayatı aşk yağmurunun içinde eritmesiydi. tabi augusto’nun macerasının nereye vardığını düşününce bu yağmurun hangi cinsten bir yağmur olduğu karmaşık bir hal alıyor: ahmak ıslatan, yaz yağmuru, sağnak yağmur mu anlayamıyorsun 🙂

    kitaptan ben de bazı tadımlık şeyler sunayım en iyisi:

    “burada, bu zavallı yaşamda Tanrı’yı sömürmekten başka bir şey yaptığımız yok; tüm kötülüklerden bizi koruması için bir şemsiye açar gibi açmaya kalkıyoruz onu.” s.1

    “rastlantı dünyanın gizli ritmidir, rastlantı şiirin ruhudur.” s.8

    “iki sevgili aynı şeyi düşünseler de birisi ötekinden farklı biçimde duyumsar.” s.18

    augusto’nun, sadık dostu orfeo’yu bulduğu an: “zavallıcık! daha yeni doğmuş, ölsün diye bırakmışlar; öldürme yürekliliğini gösterememişler.” ve hayvanı aldı yanına. s.29

    “insan tek başına kalınca ve gözlerini geleceğe kapayınca, sonsuzluğun o korkunç uçurumu ortaya çıkıyor. sonsuzluk gelecek değil.” s.38

    elhamdulillah manasında bir söz: “gratis agimis tibi propter magnam gloriam tuam!” s.54

    don avito: “yaşam çok şey öğretiyor insana, ölüm daha da çok; her ikisi bilimden çok, çok daha fazlasını öğretiyor.” s.76

    augusto: “ruh, yalnızca gözyaşları halinde ortaya çıkan bir kaynak. gerçekten ağlayıncaya dek, insan bir ruhu olup olmadığını bilmiyor.” s.86

    konuşma augusto ve arkadaşı victor arasında geçmektedir: “hiç kimsenin kendi sesini tanımadığı söylenir…” “ne de yüzünü. en azından ben, bana en çok korku veren şeylerden birisinin, yalnızken, hiç kimse beni görmezken, aynaya bakmak olduğunu biliyorum.” s.140

    kahramanımız bu sözü hizmetçi kadına söylüyor: “genellikle size sorulana yanıt vermezsiniz de, size sorulduğunu sandığınız soruyu yanıtlarsınız.” s.156

    “bekarların psikolojisi, psikoloji değildir; yalnızca metafiziktir, yani fizik ötesi, doğa ötesi.” s.165

  • Şis metaforunu kitaplaştıran yazar bize türün geçersizliğini gösteriyor. Sanatta sınır, kalıp, gerçeklik aramanın ne kadar yersiz olduğunu seslendiren kitap, ne zaman ellerimizi atsak tutunamadığımız ana, insanın doğası/belirsizliğe tutunuyor. Hayatımız muğlaktır, her şey müphem, flu bir perdenin arkasına gizlenmiştir ve insan bu dünyaya gözleri dağlanıp atılmıştır. öğrendikçe şüphe ettiğimiz, işkillenerek yaklaştğımız yaşamın sırrı sırf ölümün rengiyle durulanacaktır. sisin yazarı bizi bilenmezler ormanında gezdirmiyor, onun yaptığı bildiğimiz hiçbir şeyin kesinliğinin bulunmadığı. bizi meraktan öldüren şüphenin yetkin ve diri tuttuğunu da gösteriyor böylelikle.

  • Aykırı, özgün bir kafa Unamuno. Halim ve Hadi’nin söylediklerine ek olarak matrak da bir dil kullanması eğlenceli oluyor zaman zaman.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s