Yıkılan Devler (2)


■ Bu yazinin ilk kismi icin tiklayin

Anladım yıllar seni bulaşık yıkamaya alıştırmış, başka türlüsü olmuyor. Nasıl yaparsan yap ama zorla kendini, sorularıma yalnızca cevap ver.

Sözlerine cevap verebilmem için adını bilmem lazım.

Künyem bu köyde, herkes tanır beni. Köylülere sorarsan yanıtını alırsın, ben Herakleitos ile Zenon’un oğluyum.

Hiç iki adamın bir oğlu olur mu?

İkisi de ailesinden izin almışsa neden olmasın. Sen soruma cevap ver, tanrılar mı var tanrı mı?

Madem beni alaya almak için gecenin bir vakti duvarımı aşıp gündüz tadamadığım uykumu bölmek zahmetine katlandın, sana yaptığın terbiyesizliğin aksine şöyle cevap verebilirim: en yüksek ide iyiliktir, ak, saf, berrak… Bunun yanında belli insanlar vardır. Doğduğu gün, fiziksel güzelliği ve sağlığı ile tamdır. Bu insanlar geleceğe kalabilirler, inancımıza göre de Hades’in kuyusundan kurtulabilecekler de bunlardır. Mutlak iyilik olarak güneşi her canlının sebebi görürsek ideler idesi, dünyanın ortasında oturan tanrıdır o. Biz ona bakarak nizamı sağlarız, zaten biz sağlamasak da zamanın anahtarı elinde olan güneştir.

Her şeyi sorguladığını iddia ediyorsun. Dikkat et! İnancımız böyledir dedin. Her şeyi sorgulamayan biriyle düşünce dünyasında yola çıkmak ne kadar sağlıklı bilmem ki? Aynı şeref ve paraya düşkünlüğün halkın nazarında kötü olduğunu düşündürüp sonra bekçilerin eline hibe ettiğin gibi! Hani senin şu sanatla zanaatı karıştırdığın kısım var ya orada kahkahamı zor tuttum.

Bizde bir işi yapmak sanattır, kulakların seni şaşırtmış olmasın? Sorgulama\düşünce üretme, bir yere dayanma ile olduğundan yorumlarımı ancak zamanımla yargılayabilirsiniz. Her şeyi tartıştıklarını zannedenler dönüp baktıklarında bir arpa boyu yol alamadıklarını göreceklerdir. Ayrıca kavramların birbirine yakın olduğunu Thrasymakhos söylemedi mi?

Hayır. Kulakları işitmeyen kafası karışan sen olmalısın. Kimsenin görüp duymadığı bir düzeni getireceğini umuyor, bunu doğruluk ve iyilikle sağlayacağını iddia ediyorsun.

Doğruluk ve iyilik toplumda düzen sağlar insanlar mutlu olur. Hiç bilge ile cahili bir tutar mısın?

Yine kavram kargaşası! Bilgili bilgisizi yenmeye çalışıyor, bilgisizse bilgiliyi ve bilgisizi… böylelikle bilgili bilgisizden daha az iş görmüş olmuyor mu? Bak bana senle oturmuş sohbet ediyorum eşit değil miyiz sence?

Bu sefer de sen kavramları karıştırdın!

Hıhh! Mutluluğu tarif et desem iyiye ulaşma diye boş bir cümle kuracaksın. İyisi mi sen bana şunu söyle: Niye yararlı olduğunu düşünüp başkalarının yalanına itiraz ederken toplumunu oluşturmak için ozanlarına yalan söylettin doğru adam(!)

Cahil içmesi için bir tas su uzatmış, bilge de tasda yaşlı suratını görünce tüh demiş hahh..!  Hem yılan zehrini boşalttığında rahatlarmış, sen bilmezsin müzik dinlerken göğüslerini paralamakla mutlu olanlar var, kadınların bir kısmı da dayak yemeye hasret çekermiş, bir kısmının erkeklerle savaşmaktan hoşlanması gibi mutluluğu rahatta değil acıda bulanlar da oluyor. Söylesene senin devletin nasıl mutlu olacak.

Devletin mutlu olması için milletle kaynaşmalı ve toprak ana, devlet baba, insanlar da kardeş olmalı.

Bunu da yaparken toplumun temeli aileyi yok etmekten çekinmiyorsun. Ne oldu devlet babanın vicdanına? Anne babası izinsiz birleşse bir şeyden habersiz doğan çocuklara bakmayacaktı, bakılsa da yine çocuk ebeveynini bilmeyecekti büyüklere saygı duysun düşüncesiyle. Nikahsız insanların birleşemeyeceğini söylerken altın yaratılışlı dediğin erkeklerle, altın cevherli kızları her fırsatta çiftleştiriyordun. Söyle farz edelim bu adamlardan biri diğerine aşık oluyor ve kavuşamıyor, o zaman işlerinde bir yılma, hareketlerinde dengesizlik görülmez mi?

Olur. Fakat şunu görmüyor musun? Senin yaşadığın zamandan bahsetmiyorum. Eğitimle duyguların ehilleştirildiği zevklerin en azgınından uzaklaştırıldığı bir toplumdan bahsediyorum.

Anladım, senin yaptığın çizilmemiş bir resmin üzerinde kuru fırça darbeleri, öğrencilerinden birinin kulağıma fısıldadığı gibi çizilemeyecek olanın… Elinde olmayan şeyi istemek insanın doğasında vardır dedin. Güzel söz ama eksik… Her şeyi mülk edinme isteği insanın doğasında vardır. Bekçilere ne dedin? “Cevherinde altın bulunan kişinin altınları takması günahtır”. Sence onlar buna inanır mı ya da büyüyünce kendisinin yalanlarla doldurulduğunu anlamaz mı? Bu adamlara daha güzel-et hariç- yemeklerin verilmesi, öldükten sonra heykelinin dikilmesi gibi hareketlerle mi eşit yapacaksın toplumunu? Ne diyecek bronz adam, altın kalpliye bak. Sevdiğim kız kardeşini kurada hileyle kendine eş olarak aldı, öyle mi(?)

Bizim bekçileri nasıl yetiştirdiğimiz hakkında hiçbir şey dinlememişsin. Müzikteki ahenk ve bedendeki sağlık dialektikle birleşince iyiye ulaşmaktan başka düşünceleri olmayacak insanların. Bilir misin, sürekli iş yapanın aklına başka bir şey gelmez, gelse de yapmak için zamanını harcamaya kıyamaz. Sürekli iyiyi düşünen de kötülüğe zaman ayırmaz. Kötülüğü bilmeyen kötülük yapamaz.

Beni şaşırttın, akşam iyiliği yapılması zor davranış olarak anlatıyordun. Bana söyle iyilik insanın doğasına aykırı değilse o zaman yapması niye zor olsun.

Çünkü ozanlar yalan masallarını düzerek tanrılara tanrıların yapmayacağı yakışıksız fiiller yüklerler. Bu kötü ozanlar anlattıklarıyla yalanı, kötülüğü, ahlaksızlığı meşru yaparlar. Onu dinleyerek yetişen toplumda da çık işin içinden çıkabilirsen. İnsan babasından ne görürse onu gerçekleştirir.

Güya sen masal anlatmıyor muşsun da… Kurulacak devletlerin hepsinin insanın bir huyuna karşılık geldiğini söylemen ilgimi çekmişti.  Pek ala, değişimlerle sistemler ve insan arasında kurduğun bağda senin devletin hangi huyu karşılıyor.

Tabii ki iyiyi ve güzeli sevme, erdem, bir arada yaşama içgüdüsü.

Senin devletinde yaşlılar ve filozoflar kral olacaktı. Bilgiyi elde eden için, tanrının bilinmeyen bir yönünü öğrenerek hissedilen şey zevk değil midir? Ya da yediğin yemek lezzetliyse zevk vermez mi, bir sanat eserine bakınca zevk almaz mısın? Cinsel zevki niye bu kadar küçümsedin? Ne zannediyorsun insanlar gördüğü her kadınla devlet istedi diye mi çiftleşir? İnsanın içinde cinsel sevgi yok mu? Var anlaşılan, onu oradan nasıl çıkaracaksın aklım almıyor. Yoksa aşık olanları hastalar kefesine koyup bırakalım da hasretinden, kederinden ölsünler mi diyeceksin?

Anlıyorum ki zevkler hakkında kafan oldukça karışık, daimi olan ile ihtiyaç durumu gittiğinde kesileni karıştırıyorsun. Sevgi, iyi idesine yakın yüce bir duygu. Fakat cinsellik taşkın sevgidir. İnsana yapmak istemediği şeyleri yaptırır. Bir duygu kötüye yakın olursa o da kötü mertebesindedir. Çılgınlığa düzensizliğe giren hiçbir şey sevgi içine giremez.

Söyle insanların yaşama sarılma içgüdüleri var mı?


∗ Halim YAR



Reklamlar

3 comments

  • yazının bu bölümü daha bir felsefî olmuş. bence platon’u harika sorguluyorsun. gerçek hayatında da birisi sorguladıysa, o yüzden dönmüştür bazı görüşlerinden.
    bu, her şeyi idealize edip, kusurlu insan elinden kusursuz bir varlık yaratmaya çalışanlar hep kaybedenler oluyor. bence bu durumda insanın işlediği en büyük günah kibirli olmaktır. her şeyi değiştireceğini, her şeyi iyi yapacağını düşünen mütekebbir insan! hayır, bu mümkün değil! insanı, ancak insandaki iyiyi ve kötüyü görmekle tanıyabiliriz.
    lars von trier’in dogville filmini seyredenler hatırlayacaktır. filmin sonunda, idealist nicole kidman, babasına kibrin kötülüğüne dair nutuk çekerken, babası bir tokat gibi cevabını yapıştırır: “esas kibirli olan sensin! kendinin iyi olduğunu ve insanların da bir şekilde bu iyiliğe ulaşmaları gerektiğini düşünüyorsun! esas kibir bu işte!”
    insanları, iyisiyle kötüsüyle tanımamız gerekir diye düşünüyorum. fıtrat da böyle bir şey değil mi zaten?
    not: buradan da iyi bir tartışma çıkar herhalde 🙂

  • kafamda yazıyı oturtabilmem için üç kere okumam ve sonrada satırlara uzun uzun bakmam gerekti, evet yazı bayağı felsefî olmuş ama bende de sorun var kabul ediyorum:)
    Dikatimi çeken bazı kavramlar ve ele alınışları; iyilik, kötülük, zevk ve içgüdü…son kelime içgüdü bir tür dürtüdür ve hayvanlar hepimizin bildiği üzere içgüdüleri ile hareket ederler. Küçüken hep garip gelmişti karıncaları izlerken en küçük karıncanın taşıdığı yiyeceğini ona göre irice karıncanın gelip almaya çalışması ve bizim ufaklığın ona karşı mücadele vermesi… büyük karınca benim için zalim, küçük karınca mazlumdu. Bazen büyük karıncayı öldürmeyi bile düşünmüştüm. Arada da iyilik olsun diye yuvaya gidemeyen karıncaları alır yuvanın üzerine koyardım, kendimce iyilik yapardım, ama o yuvaya girmek yerine ters istikamette kaçmaya başlardı sonra anladım ki yaşadığı korku onu deli divaneye çeviriyormuş. Ve yine ben onları kendi dünyam ile değerlendirmişim ve bendeki iyilik ve kötülük çocuk oluşumdan dolayı içgüdüselmiş yani hala fıtrat üzere… Yine garip gelen bir durum kümes hayvanlarını izlediğimde kümesin horozu diğer kümesin horozunu büyük bir mücadele ile asla kendi tavuklarının yanına yanaştırmaz. Bu namus korumacılığı bana hep ilginç gelmiştir yada ben böyle yorumlamak istemişimdir. Halbuki bu korumacı horoz aynı sarkıntılığı yapmaktanda geri durmaz. Bunlar sadece benim gözlemlediklerim ki bu aleme ait bu tarzda bir çok örnek verilebilir. Öyle ise beni bunlardan farklı kılan verilen akıl değil miydi? Yani benim algılama göre akıl içgüdünün üzerinde bir yerde. Öyle ise iyinin, kötünün, zevkin sınırlarını belirleyen içgüdü mü olmalı akıl mı? Yoksa akıl ile eğitilmiş içgüdü mü? İşte hayvanlar alemini izlerken edindiğim izlenimler benim alemime ait iyi kötü çerçevesindeki değerlendirmelerdi, peki ya ben kendi alemimdeki iyi ve kötünün tanımını neye göre yapıp insandaki iyi ve kötüyü neye göre tanımlayacağım. Bu kavamlar sana göre bana göre konumuna mı düştüler yoksa hala genel bir çerçeve var mı? İnsanı iyisi ve kötüsü ile tanımam için önce iyi ve kötüyü bilmem gerekir, ama bu konuda benim kafam bayağı karışık….

  • içgüdü kelimesinin yanlış anlaşılabileceğini düşünmemiştim, buradaki içgüdü sadece istediğini elde etme eğilimi değildir. Bunun ötesinde insan olmamız dolayısıyla karakterimize uygun olanı yapmamız manasında kullandım. bunun yerine tabii ki fıtrat kullanılabilirdi ama bu kelime daha çok müslümanın kullanacağı bir kelimeymiş düşüncesi uyandırıyor bende.
    Biz burada iki adam algılıyorsak ikisi de benim yarım, şöyle anlatırsam buradaki tam Platon değil karşısındaki de tam ben değilim, Platon’un hayatını göz önünde bulundurmuş var olan ile (insanın eksik yaratılışlı olduğu gerekçesiyle her zaman günaha ve yanlışa müptela olabileceği gerçeğini göz önünde bulundurmak)Devlet’in ütopyasının bağlantısının olmadığını düşünen herhangi birinin karşı tepkisi nasıl olurdu sorusunun hayali tartışması. Hakikatında, bu soruları kitaba sorduğumuzda hangi cevapları alacağımızın bendeki yansıması.
    Eleştirinizde haklısınız başka bir kelime kullanılabilirdi: “yaratılış” mesela, bunlar tanrılara inandıklarından kullanışlı olabilirdi.
    Hadi hocam sizin değerlendirmenizde bahsettiğiniz öğütçü, Platon’un İtalyan tecrübesiydi.
    Tek dinlenen nasihat vardır, tecrübeler. (Artistik bir cümle değil mi?:) Bu aralar fazla Ezel izliyorum adamın sözleri sirayet etti valla.

Submit a comment

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s